11 Mart 2011 Cuma

Tecrübeler... (II)

OLGUN İNSANIN VASIFLARI
Yetişkinlik döneminde dış dünyanın belirsizlikleriyle başaçıkabilmek ancak olgunlaşmayla mümkündür. Olgun insanın vasıfları; empati, hoşgörü, bağışlayıcılık, sevgi, sabır, şükür ve cömertliktir. Bu özelliklerin hepsinin özel hayatta ve iş hayatında karşılığı vardır. Çok kullanıldığı ve tekrarlandığı halde hayata yansıtmakta en büyük güçlük çekilen özellik "empati"dir. Empati, kendini karşısındaki insanın yerine koyma, hissettiğini sezme ve bunu ona yansıtmadır. Empati konusunda yaşanan güçlüğün kaynağı, empati için karşımızdaki kişiyle eşit ilişki kurmak gerekmesidir. Karşısındakini eşit kabul etmeyen kişi, ona ancak "acır" ve "merhamet duyar" ancak empati gösteremez.
Hoşgörü, olumluya odaklanmak ve yanlış yapılan bir işte bile önce niyet ve gayreti fark etmektir. Hoşgörü, insanlara gelişmek için fırsat vermektir. Hoşgörü olmadan kendimizi de insanları da geliştiremeyiz. Bu özelliğe sahip insanlar "yaklaşılabilir" insanlardır. Bu nedenle çevrelerinde kalıcı etki yapan ve iz bırakan insanlar yaklaşılabilir ve sıcak olanlardır.
Bağışlayıcılık, iç barışa ulaşmak ve çevremize olumlu enerji vermek için "keşke"lerden kurtulup "iyi ki"lere yönelmek için gereklidir. Birlikte çalışmak ve yaşamak için temel koşuldur. Gerçek sevgi bağışlamayı da içinde taşır. Özellikle de en bağışlanmaz görüneni. Bu, karşıdaki kişiye yapılan bir iyilik değil, kişinin kendi içindeki zehirden kurtulması için kendisine yaptığı bir iyiliktir.
Sevgi, insanlara enerji vermek ve onların potansiyelini hayata yansıtmalarına aracılık etmek için temeldir. Evde de işte de. Bu nedenle sevmek için bağışlamak gerekir. Sabır, çocukların, astların, çevremizdeki insanların beceri kazanmaları, kendilerini değerli bulmaları ve geliştirmeleri için gereklidir. Sabır göstermek, iç gerginliğimizi yenip dünyayı algılayabilmeyi mümkün kılar.
Şükür, insanın elindekilerinin kıymetini bilmesidir. Şükür "olmuş olana değil, olabilecek olana" odaklanmak için gereken gücü verir. Olumlu ve yapıcı düşünce biçiminin temelini oluşturur. Olgun insan, kalbine yakın olanı "çantada keklik" saymaz ve "kendisi için ne kadar önemli olduğunu" ve "ne için önemli olduğunu ona hissettirir. Bunun için de onlara zaman ayırır.
O insanların varlığına şükreder ve onlarsız hayatın ne kadar anlamsız olduğunu düşünür. İnsanlar hayata dair en değerli ve temel şeyleri, kaybetmek üzere oldukları zaman öğrenirler. Şükredebilmek, bize bunların değerini kaybetmeden önce fark etme imkanı verir. Şükretmek olumlu tutumun ve yapıcı bakış açısının çekirdeğini oluşturur. Şükretmeyi bilen insan "şu anda iyi olan ne?" sorusunu sorar ve elindeki imkanlardan kaynaklardan yararlanarak sorunlara yapıcı çözümler getirir. Cömertlik, yardımlaşma, ihtiyaç duyana, beklemediği zamanda bile "verme", ekip çalışmasının da sağlıklı bir beraberliğin de en güçlendirici öğesidir. Her türlü ilişkinin bitmesinin en önemli nedenlerinden biri, ihtiyaç duyduğu zaman birinin diğerine yardım etmemesidir. "Bu benim sorunum değil" veya "Bu senin sorunun ben karışmam" ifadeleri, ilişkileri önce yaralar, sonra da kopartır.
..
Hayatında değişiklik yapmak ve farklılık getirmek isteyen insanın kendine uyan yöntemi bulması, sonra kararlı olması, daha sonra da disiplinle doğru eylemleri uygulaması gerekir. Ancak yukarıda saydığımız empati, hoşgörü, bağışlayıcılık, sevgi, sabır, şükür ve cömertlik özelliklerine sahip olmayanların aşırı kararlılıkla uyguladıkları disiplin, kişiyi olgun değil saplantılı kılar. Çünkü bütün ilmini tek kitaba borçlu olanlar "fanatik"tir. Ne türlü olursa olsun fanatikler dünyaya tek bir açıdan bakarlar ve her olayı ve kişiyi kendi kafalarındaki şablona oturturlar.
Fanatikler, kendileri gibi düşünmeyenlere tahammül gösteremezler.

PROF. DR. ACAR BALTAŞ

"Ayağını Yorganına Göre Uzat" kitabından...
Pin It

Tecrübeler... (I)

"Kimse kimseye hayatı öğretemez. Hayat reçete edilemez. Herkes kendi yanlışlarını yaparak hayatı öğrenir. Ancak bütün yanlışları yapacak kadar da uzun yaşanmaz. Bu nedenle akıllı ve olgun insanlar başkalarının yanlışlarından öğrenirler.

İnsan hayatı boyunca huzur arar. Oysa mutluluk ve huzur, eğer kişi koruyucu ve destekleyici bir aile ortamında büyümüşse, ancak hayatın ilk üç yılında yaşanabilir. Çünkü çocuk evde geçirdiği hayatının ilk yıllarında oynadığı oyun ve kurduğu ilişkilerde, kendisini herşeyi yapma gücüne sahip, her şeye hakkı olan ve ölümsüz bir varlık olarak görür. Bunlar, bir bakıma, "kadir-i mutlak, hakim-i mutlak ve ölümsüzlük" olarak adlandırılan ve Tanrı'ya vakfedilen vasıflardır. Hayatın ilk 3 veya 5 yılında bu huzur doyurucu bir şekilde yaşanmışsa, kişi hayatın dalgalanmalarına ve belirsizliklerine de o ölçüde iyi göğüs gerebilir ve bunlarla başa çıkabilir.

Ergenlik, evlilik, hamilelik, anne-baba olmak yaşdönümü, emeklilik, yas gibi değişimler de çok fazla zorlanmadan geride bırakılır. Yetişkinlikte sağlık, mutluluk ve huzur "gerçeklik" ve "karşılıklılık" ilkelerinin içselleştirilmesiyle ve "ölümlülüğü kabul" ile mümkündür. Olgun insan gerçeklik ilkesi uyarınca, gücünün sınırlarını bilir ve kabul eder. Birey yetişkin olma yolunda karşılıklılık ilkesi uyarınca sorumluluklarının farkına varır. Bir şeyi istiyorsa, karşılığında bir şey vermesi gerektiğini bilir. Çevresindeki insanların varlık nedeninin onun ihtiyaçlarını karşılamak olmadığını bilir. Kendini keşfetme yolunda ilerleyen insan, daima kendi direnciyle karşılaşır ve acı çeker. Çünkü kendi iç dünyasının derinlikleriyle karşılaşan insan, içindeki sırları bilmek de bildirmek de istemez.
Pin It

1 Mart 2011 Salı

Doğan Cüceloğlu'ndan çocuk üzerine

İki Masum Davranış ve Farkına Vardığım Beş Kavram

Koltuğa çıkmaya çalışan 11 aylık bir bebeği kollarının altından tutup koltuğa ‘Hoppaa!’ diyerek çıkardığımda babası kızmış, “Niçin yaptın?” diye sormuştu. “Çıkmaya çalışıyordu!” dedim.
“Ben de biliyorum, çıkmaya çalışıyordu, sen niye çıkardın?” diye sorusunu yineledi.
Anlayamadığım için babanın yüzüne bakakalmış, ne diyeceğimi bilememiştim.
Babanın yüzüne bakakaldığım zaman ben dört yıl psikoloji okumuş ve iki yıl da psikoloji bölümünde asistanlık yapmıştım. Daha sonra baba, “Sen ne yaptığının farkında mısın?” diye sordu ve konuşmaya devam etti: “Oğlum o koltuğa kendisi çıkmak istiyordu. Kararı kendisi vermişti ve kendi başına bunu başarabileceğini hissetmişti. Belki yarım saat, belki bir saat uğraşacaktı ve eminim sonunda o koltuğa çıkacaktı.”

“O koltuğa çıktığı zaman ne yapacaktı? Hemen dönüp bana bakacaktı. Bir gözüm onu izliyordu ve o dönüp başarmış bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyla bana baktığında, gülümseyecek ve ‘Çıktın!’ diyecektim. Çok muhtemelen inecek yeniden çıkmaya çalışacak, bu kez daha kısa zamanda çıkabilecekti. Bunu belki saatlerce yapacak ve sonunda artık kolaylıkla çıkabilecek hale gelecekti. Bu onun belki bugünkü zaferi olacaktı. Ama artık o zaferi kazanamayacak; sen onun zaferini çaldın.”
Ne diyeceğimi bilemez halde, orada öyle kalakalmıştım.
***
Bu olay üzerinde çok düşündüm. Hala düşünmeye devam ediyorum; her gün karşılaşabileceğimiz iki masum davranıştan - çocuğun koltuğa çıkma çabası ve benim onu koltuğa çıkartmamdan - üzerinde düşünecek önemli konular çıkartıyorum.
İlk farkına vardığım, şimdiki bilincim çerçevesinde konuşuyorum, çocuğun kendine uğraşacak bir hedef seçmesi. Bu bana çok önemli görünüyor. Şimdi farkındayım ki, her çocuk, dil, din, cinsiyet ve milliyet hiç fark etmez, her an kendilerine uğraşacak, baş edebilecek bir hedef seçmek istiyorlar. “Çocuk bu hedefi nasıl seçiyor?” önemli bir bilimsel soru ve dikkatle incelenmeye değer bir konu. Bana öyle geliyor ki çocuk kendine uğraşacak bir hedef seçerken aklına esen bir hedefi, tesadüfen seçmiyor. Kendisinin dahi farkında olmadığı bir “yapabilirim” ölçeği var içinde. Çok kolay hedefleri seçmiyor, yapamayacağı çok zor hedefleri de seçmiyor. Kendini tam anlamıyla verip çabaladığı zaman başarabileceği hedefleri seçiyor. Bu denemeler içinde çocuk kendi yeteneklerini ve gücünü gerçekçi olarak keşfediyor ve kendisini tanıma olanağı buluyor.

Çocuğun kendini gerçekçi olarak tanıması bu tür uğraşılar içinde oluşuyor. ‘Bu tür uğraşılar’ derken iki şeyin altını çizmek istiyorum: 1- Hangi uğraşı içine gireceğini çocuğun belirleyebilmesi ve 2- belirlediği hedef için çaba göstermesinin engellenmemesi, birinin gelip onu ‘Hoppaa!’ diyerek koltuğa çıkarmaması, yani çocuğun gayretine, emeğine, çabasına ‘saygı duyulması.
Şimdiki bilincim çerçevesinde farkında olduğum ikinci şey çocukla sürekli sohbet içinde olabilecek bir ortam yaratmanın önemi. Çocuk uğraşarak sonuçta o koltuğa çıktığında gerçekten ‘başardım!’ duygusunu yaşayacaktır. Ama çocuk, kendisi için önemli insanlarla bu duyguyu paylaşamazsa bu başarı anlam bulamayacaktır. Babanın, “Çıktın!” demek için orada olması ve çocuğunun o anını ciddiyetle ve önemli bir olayı gözlemlercesine paylaşması çocuğun özsaygısının, özdeğerinin gelişmesi bakımından çok önemli. Bu etkileşim içinde çocuk gerçek bir bağlam içinde varoluşun altı boyutunu (ait olma – birey olma dengesi; umursanma-önemsenme; kabul edilme; değerli olma; yapabilme-yetkin olma; sevilmeye değer olma) yaşayabilecek ve olumlu duygularla dopdolu olacaktır.

Farkında olduğum üçüncü şey, babanın çocuğun girişimciliğine önem vermesi, ona “Çıktın!” demesi ve bunu gayet ciddi bir edayla söylemesi. Bu sözün altında, “Zaten kendin de çıkabileceğini biliyordun, şimdi görüyorum ki, haklıymışsın,” mesajı var. Bu sözün altında yatan bir başka anlamda, “Şimdi çıkamamış olsaydın da dert edinmezdim; önemli olan senin oraya çıkabileceğini hissetmen; çıkabileceğini hissettiğin sürece çabalarsın ve bir gün mutlaka çıkarsın,” anlamı da var. Bu bağlamda, babanın oğluna, “Aferin oğluma, bravo sana,” dememesi anlamlı.

Farkında olduğum dördüncü şey, babanın çocuğun davranışını betimlemesi, babanın “Başardın!” yerine, “Çıktın!” demesi. ‘Başardın’ değerlendirici, yargılayıcı bir süreci, bir bakışı ifade eder. ‘Çıktın!’ ise son derece nötr, betimleyici bir tavrı sergiler. ‘Başarı’ kelimesi sonucu, ‘çıkma’ kelimesi süreci vurgular. Ve bu süreci vurgulama tavrı beni farkında olduğum beşinci şeye götürüyor.
Şimdi farkında olduğum beşinci şey, iki farklı yaşam felsefesinin olduğudur. Bu yaşam felsefelerinden biri yaşamın süreçlerine, diğeri yaşamın sonuçlarına odaklanmayı ifade eder. Yaşam süreçlerini birinci planda tutan, anlam verme sistemini yaşam süreçlerini önemseyerek oluşturan bir bilinç:
çabaya,
niyetin saflığına,
gayrete,
şevke,
takip edilen, önemsenen, uyulan değerlere,
sürecin iyileştirmesine
önem verir. Yaşamın anlamı nasıl yaşandığında yatar.

Sonuç vurgulu bir bilinç sonucu önemser;

Alınan nota,
Elde edilen mal varlığına,
Mevki ve makama,
Çıkara ve elde edilen güce
önem verilir.

Çabanın, gayretin, niyetin saflığının, şevkin, değerlerin, sürecin iyileştirilmesinin önemi yoktur.
Sonuç vurgulu yaşam felsefesi, kişinin özdeğerini kişinin elde ettiği sonuçlarla denk tutar. Ve bu tavrıyla da kişinin kendi yaşamında kendisi olarak var olmasını zorlaştırır.
Ne demek bir kişinin kendi yaşamında kendisi olarak varolması?
İlerde bu konuyu irdeleyeceğim.

Doğan Cüceloğlu (16.04.2008)
Pin It

23 Şubat 2011 Çarşamba

HAYATI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEK


Birçok felsefenin en temel mânevi ilkelerinden biri, hayatın belirlediğiniz gibi olmasında ısrar etmeyip, yüreğinizi o anda “olanlara” açık tutmak düşüncesidir. Bu düşünce çok önemlidir, çünkü içimizdeki mücadelelerin çoğu hayatı kontrol etme arzusundan ve gerçekte olduğundan farklı hale getirme ısrarından kaynaklanmaktadır. Ne var ki, hayat her zaman istediğimiz gibi değildir… sadece olduğu gibidir. Bizim huzurumuz, o anın gerçeğini ne kadar kabul edebildiğimize bağlıdır.

Hayatın nasıl olması gerektiği konusunda önceden oluşturduğumuz kavramlar varsa, bunlar, içinde yaşadığımız anın tadını çıkarmamıza ve o durumlardan ders almamıza engel olur. Bu yüzden, belki de bizim için mükemmel bir uyanışa yol açacak olayların değerini anlayamayız.

Bir çocuğun yakınmalarına, ya da eşinizin hoşnutsuzluğuna tepki göstermektense, yüreğinizi açın ve o anı olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Onların sizin beklediğiniz gibi davranmayışlarına itiraz etmeyin. Ya da, üzerinde epey çalışmış olduğunuz bir proje reddedildiği taktirde, bozguna uğramış gibi hissetmeden, “Ne yapalım, gelecek sefere kabul ettiririm” diye düşünün. Derin bir soluk alın ve tepkinizi yumuşatın.

Yüreğinizi bu şeklide açarken amacınız yakınmalardan, reddedilmekten, ya da, başarısızlıktan hoşlanıyormuş gibi görünmek değildir; sadece hayat umduğunuz gibi gerçekleşmediği zamanlarda, bunu kolayca kabullenebilecek hale gelmektir. Günlük yaşamın zorlukları içinde yüreğinizi açmayı öğrenebilirseniz, o güne kadar sizi hep rahatsız etmiş olan şeyleri artık sorun olarak görmeyi bırakırsınız. Perspektifiniz derinleşir. Mücadele ettiğiniz şeylerle savaşmaya başladığınız zaman hayat gerçekten bir savaş haline gelebilir. Tıpkı bir ping pong maçına döner ve siz kendinizi top yerinde bulursunuz. Oysa, kendiniz o anın akışına bırakıp, olanları telaşsızca kabullendiğiniz taktirde içinizde daha huzurlu duygular belirecektir. Karşınıza çıkacak küçük zorluklar üzerinde bu tekniği deneyin. Giderek aynı bilinçli davranışı daha büyük olaylar üzerinde de uygulayabilir hale geleceksiniz. Bu da gerçekten çok güçlü olmanızı sağlayacaktır.

Kaynak: Ufak Şeyleri Dert etmeyin
Dr. Richard Carlson
Alkım Yayınları, İstanbul, 2006
Pin It

22 Ocak 2011 Cumartesi

Krişhnamurti

Düşünür Krishnamurti’ye göre pekçok insan; kendini gözlemek, günlük yaşamdan bir şeyler öğrenmek yerine başkalarının söylediklerini tekrarlayarak, ne söylenip ne söylenmediğini tartışarak günlerini geçirir. Bu durum enerji kaybıyla birlikte öğrenme kapasitesindeki düşüşü beraberinde getirir. Böylece kendimizden ve davranışlarımızdan öğrenme konusunda tembelleşiriz.

Nasıl ki bir insanın evinin düzeninden kendisi sorumluysa bir insanın zihinsel düzeninden, davranışlarından, alışkanlıklarından da başkaları değil kendisi sorumludur. Bireyin kendi sorumluluğunu kavrayabilmesi için öncelikle zihinsel bir disipline sahip olmadığını kabul etmesi gerekir. Yani gözlem yapmadığını, yeni kavrayışlara yeni idraklere ulaşmadığını, yerinde saydığını, günlerinin ve yıllarının mekanik tekrarlarla geçtiğini görmesi gerekir.

Eğer birey, kimi şeyleri mekanik olarak tekrarlayıp durmak yerine o şeylerin anlatmak istediğini idrak edip kavrayabiliyorsa, günün hiç olmazsa kimi anlarında kendini sorgulayıp yeni çıkarımlar yapabiliyorsa, kendini objektif bir gözlem altında tutup, müşahade ettiği kimi yanlarıyla uğraşmayı ve pozitife çevirmeyi hedefliyorsa bir umut var demektir.

Zihinlerimizi belirli bir disiplin altında kullanmayı ve bu disiplin sayesinde yeni şeyler öğrenmeyi bilmiyoruz. Bir kişiden, bir kitaptan bir öğretmenden değil kendi zihninin, kendi yüreğinin gözleminden öğrenen, kendi davranışlarından öğrenen anlamına gelir. Bu öğrenme belirli bir disiplini gerektirir. Burada kastedilen kurallara bağlı bir disiplin değildir. Kuralların, boyun eğmenin ve şekilciliğin olduğu yerde öğrenme yoktur. Gözleme dayalı öğrenme günlük yaşamdan öğrenmek, birbirimizle ilişkilerimizden öğrenmek, zihnin derinliklerinden öğrenmektir.

Öğrenen zihin daima esnek ve aktiftir.
Pin It

5 Ağustos 2010 Perşembe

Blup blup

Ayvalık çeşme gezimizden aklımda kalanlar:
Ayvalık Sarımsaklı da Palm Court Suites diye bir otelde kaldık. Otelin mimarisi ve tarzı benim hoşuma gitti. Denize de oldukça yakın. Odaların tamamı suit şeklinde, salon, mutfak ve iki odadan oluşuyor. 70 m2. Anne baba ve 2 çocuk için süper. Odalar temiz. Yarım pansiyon ücreti iki kişi için 200TL. Sabah kahvaltısı abartı olmayan bir açık büfeydi ve çok güzeldi. Akşam yemeğinde ise salata ve zeytinyağlılar açık büfeydi. Ana yemek için seçim şansı yoktu. Ama benim için yeterli ve güzeldi.

Akşamları yapacak pek bir şey yok. Etraf yazlık sitelerle dolu, ve akşam insanlar bir cadde üzerinde, aşağı yukarı yürüyüp çekirdek ve dondurmayla vakit geçiriyorlar. Kafa dinlemek için çok uygun.
Deniz bayağı soğuk olduğu için Ayvalıktan erken ayrıldık. Su sıcaklığı temmuz 11 de 21 derece gibiydi. brrrr.
Pin It

dıp dıp

ne güzel olmuş burası :)
Pin It

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Mutluluk..

...
Neill'e göre bir çocuğun mutluluğu, yetişirken vermiş olduğu kendi kararlarına en üst düzeyde saygı gösterilmesine ve çocuktaki "kişisel özgürlük" hissine bağlı olarak gelişiyordu. Çocukluk döneminde bu özgürlük hissinin yokluğu ve buna bağlı olarak gelişen baskılı çocukluğun mutsuz tecrübeleri, yetişkinlikte ortaya çıkan birçok psikolojik sorunun kaynağıydı.


1921'de Neill, düşüncelerini kanıtlamak amacıyla Summerhill Okulu'nu kurdu. Bu fikirler arasında, çocukların derslere girmeye mecbur edilmediğinde daha başarılı oldukları düşüncesi de vardı. Ayrıca bu okul demokratik ilkeler ile yönetiliyor ve okul kurallarının ne olacağını belirlemek amacıyla düzenli toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılarda çocuklar okul personeliyle eşit oy hakkına sahiptiler.
...

ilginizi çektiyse devamı aşağıda..
http://myinnersky.blogspot.com/2010/05/asneill-ve-summerhill-ozgurluk-okulu.html
Pin It

25 Mayıs 2010 Salı

Hayat ne garip...

Hayat ne garip bugünlerde ; Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı !..Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yaşıyoruz..! Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı !..Diplomamız bol ama sağduyumuz az..! Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı !..İlaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı..! Sorumsuzca para harcıyoruz a...ma az gülüyoruz..! Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz !..Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz..! Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !..Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik..! Çok konuşuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz !..Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik..! Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !..Ay' a kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza geçmek için karşıya geçmiyoruz..! Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !..Havayı temizledik ama ruhları kirlettik..! Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !..Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..! Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !..Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla..! Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !..Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi..! Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı !..Bilgisayar ağları kuruyoruz, bilgi otoyolları inşa ediyoruz ama kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz..! Dünya barışı der, silahlanırız !..Daha mutlu olmak için somurtarak çalışırız..! Yani bugünlerde ; Eve çift maaşın girdiği ama çiftlerin boşandığı !..Güzel evlerin yuva olamadığı..! Kısa seyahatlerin, kağıt mendil gibi ilişkilerin ; Yıka çık gönüllerin, tek geceliklerin !..Kilo dertlerinin ve her derde deva vitaminlerin..! Vitrinlerin dolu ama gönüllerin boş olduğu ; Günlerde yaşıyoruz !...

(Alıntı)
Pin It

24 Mayıs 2010 Pazartesi

:-)

Kaç gündür kaç aydır ihmal ettiğim bloğum merhaba!
- Hayatla mücadelelerime bir süre ara verdim. Buraya güzel şeyler yazmak istiyorum.
- Anlaşılan Nihancım sen ruh halini yine pozitife döndürmüşsün :)
- evet sanırım..
- Bu iniş çıkışlara ne zaman alışacaksın?
- Sanırım hiçbir zaman..
- Sen de Haşim gibi her ruh haline uygun birkaç kelam edebilirsin burada..
- Ah, benim onun gibi güzel anlatımlarım olabilir mi! (http://www.hasimce.blogspot.com/) Ayrıca, ben o haldeyken kendimi o kadar derin sorguluyorum ki başımı kaldırıp etrafıma bile bakacak halim olmuyor. Tam bir şeyi hallettiğimi düşünürken, daha zor bir durumla karşılaşıyorum. Hoş, kolay bir hayat peşinde hiç olmadım ama istikrarlı bir ruh haline kavuşabilmek de imkansız değil diye düşünüyorum.. Yani kendimizin dışında olup bitenlerin içine çok fazla girmemek, değer verdiğimiz insanların sıkıntılarına çok fazla associate olmamaktan bahsediyorum. Bir başkasını ne kadar istesem de değiştiremeyeceğimi yani mesela mutlu edemeyeceğimi anlıyorum. Zaten gerekmiyor da. Ve zaten ihtiyaç olduğu zamanlarda karşısındakine en büyük desteği ancak onun ruh haline bürünmeden verebiliyor insan.. empati yapmak başka şey, o ruh haliyle associate olmak başka şey bu arada. empati yaparsan seçenekleri görebilirsin ama associate olursan göremezsin.
- bence senin güzel bir dalışa ihtiyacın var..

:-)
Pin It

7 Nisan 2010 Çarşamba

Sevgi

"...ve hızlı gelişim bilgiden yoksunsa kör olur, ve her bilgi içinde eylem yoksa boşunadır ve her eylem içinde sevgi yoksa boştur."


Halil Cibran
Pin It

5 Nisan 2010 Pazartesi

Bahar Geldi :)

Havalar ısınıyor.
Bugün Ankara'da herkes güneşli bir güne uyandı.
Mutlu olmak için güzel bir sebep :)
Pin It

10 Mart 2010 Çarşamba

Zaman

Eda'cım bir ay geçmiş hiçbir şey yazmamışız!!
Ne çabuk geçiyor zaman, hiç farketmemişim..
18'inde seyahate gidiyoruz dönüşte yazacak şeyler bol bol bulurum ben.

Bu bir ayda ne yaptım diye düşünüyorum... hmmm? ne yaptım? Ah tabi ya, Can'ın bakıcısı ayrıldı ve ben Can'la başbaşa kaldım!
İşe gidemiyorum, onun stresi içindeyim, istediğim gibi bir bakıcı bulamıyorum onun stresi içindeyim, bütün bunların arasında bir de seyahatimiz için vize işlemleri bana kaldı!

Geçen gün dördümüzün buluşması bana da çok iyi geldi. Hiç bıkmadan ilişkiler içinde kendimizi sorgulamak, bunu bütün samimiyetimizle yapmak bendeki tüm gerginliği alıp götürüyor. Hepimiz birbirimizi istekle dinliyor, içimizden gelen yorumları yapıyoruz, birbirimizi anladığımızı hissediyorum, böyle bir arkadaşlık zor bulunur, kıymetini bilelim kızlar :)
Pin It

11 Şubat 2010 Perşembe

5.Kural

Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.


Ne kadar sade değil mi? Ne kadar sade ama ne kadar yapamadığımız.. ne kadar basit ama ne kadar beceremediğimiz...
Pin It

1 Şubat 2010 Pazartesi

38.Kural

"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Bu yazılar üzerine konuşulacak bir dolu şey var, yapılacak yorumlar vs. Aslında şu anda aklıma geldi Türkiye'de Dailiy OM gibi bir site var mı acaba? Hoş olurdu.. :)
Pin It

27 Ocak 2010 Çarşamba

29.Kural

Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayırımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin ne de hayat karşısında çaresizsin.
Pin It

25 Ocak 2010 Pazartesi

19.Kural

Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
Pin It

23 Ocak 2010 Cumartesi

Tebriz'li Şems'den..

40 Kural adı altında bir yazı aldım, Şems'in hayatın temel kuralları olarak aktardığı evrensel olan ifadeleri içeriyor.
Her gün bir tanesini burada yazacağım, her biri bence olağanüstü mesajlar...

1.Kural

Yaratanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet, Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
 
(...)
Pin It

14 Ocak 2010 Perşembe

Alışveriş

Markafoni ve Limango özel alışveriş siteleri. Çeşitli markalardan belli sayı ve çeşitlilikte ürünü satışa sunuyorlar. Ürün fiyatları mağazadaki fiyatlarına göre daha uygun. Belli bir marka satışa sunulduğunda satışın bitiş süresi de oluyor. Sürekli satış halinde olmaması, ürünlerden az sayıda olması da alışverişi cazip kılmaya yönelik bir yaklaşım.

Bu sitelere üye olup alışveriş yapmak için birisi tarafından davet edilmek ya da üye olan birini referans göstermek gerekiyor.

Referans arayanlar için email adresim turan_eda [at] yahoo.com

Pin It

7 Ocak 2010 Perşembe

AVATAR

Bu film hakkında yorum yazmak istiyorum ama söyleyeceğim her sözün eksik kalacağını biliyorum! Anlatamam ki bu filmi ben, kelimelere nasıl dökülebilir ki böyle bir duygu?

Ebru'ya filmin coşkusuyla yazdığım mesajdan alıntılar yaptım aşağıda, bu filmi görmediyseniz mutlaka gitmelisiniz!

Hayatımda gördüğüm en güzel filmlerden biri! Sebebi 3 boyutlu olması değil.. evet 3 boyutlu seğretmek çok daha etkileyici olmasına yardım ediyor fakat olay daha başka!

Bir masal dünyası, bir rüyadasın sanki Pandora'da.. Muhteşem bir gezegen. Üzerinde yaşayanlar -na'vi halkı- bir ormanın içinde, doğanın en içlerine kadar değdiği, en içlerine kadar girebildiği bir doğallıkta yaşıyorlar.. hiçbir mekanik şey yok, herşey o kadar doğal ve kendilerine ait ki.. bizim dünyamız onlarınkinin yanında o kadar renksiz ki!!! o kadar renksiz o kadar gri ki!!!!

Öyle muhteşem bir şekilde anlatılmış ki oradaki yaşam.. çok çok çok büyük ulu bir ağacın dev yapraklarında yatıp uyuyorlar, bir hayvanı avladıklarında evrene ve ona bu yardım için teşekkür ediyorlar, keşke orada yaşasaydım diyorsun.. 3D seni olayın içine sokup daha gerçek hissetmeni sağlıyor. O ormanın renkleri muhteşem tek kelimeyle olağanüstü..

hiçbir teknolojileri yok, ellerinde ok ve yay tek silahları, ama o kadar ruhsal o kadar birbirlerine bağlı o kadar sade o kadar doğal bir hayatları var ki...

prototip olarak ben ilk defa başka bir gezegenin varlığı olarak filmcilerin yaptığı bu prototipi çok çok beğendim.. abuk sabuk iğrenç alien tiplerini hiç sevmezdim.. bu gerçekten başka bir gezegen varlığı gibi, bizden çok uzunlar, kuyrukları var, gözleri çok kocaman kulakları çok kocaman ve yeşiller ama ben çok sevdim :)))

Beğenmeyenler olabilir elbette, bu biraz da hayata bakış açısıyla ilgili, benim hayal gücümü, yaratıcılığımı çok besleyen, aynı doğrultuda bir film olduğu için çok büyük keyifle izledim :)



Pin It