Hava kapalı, yağmurlu, kasvetli Ankara'da. Haftasonu insan havanın daha güneşli olmasını istiyor. Güneş gerçekten de hayatın kaynağı olduğunu hissettiriyor.
Yılbaşı geliyor, ne yapsak, ne yenilikler ne değişiklikler yapsak. Siteyi biraz renklendirsek mi? Işıl ışıl parıldasın, melekler mi koysak biryerlere, açan gülümsesin :)
28 Kasım 2009 Cumartesi
Bedenin Sağlığı Üzerine..
Bedenimin nasıl çalıştığına hiç önem vermediğimi farkettim. Eşim sayesinde.. Nasıl mı? Benim eşim:
-Yediği her türlü yemeğin midesinde nasıl bir hissiyat bıraktığını tarif edebilir.
- Farklı bir yemek yediğinde hemen midesi tepki verir.
- Bulunduğu ortamda birkaç derecelik ısı farklarını bile hemen farkeder ve önlem alır.
- Başı mı ağrıyor, o ağrının yerini şeklini niteliğini en ince detayına kadar tarif edebilir.
- Dokunsallığı çok yüksektir, sevgisini dokunarak ifade eder, ağrılarını dokunarak geçirebilirsiniz. vb.vb.
Ben ise tam tersi, yediğim en berbat yemek bile dokunmaz, ne kadar terlersem terleyim hasta olmam, ne kadar üşürsem üşüyüm hasta olmam, hastalıklara karşı modum her zaman hoşgeldin şeklindedir vs. niye, çünkü bu bedene fazlaca alaka kurmayıp, hep daha yukardaki asıl ben'e odaklanıyorum da ondan.
O'nu görünce ben kendi bedenime hiç önem vermediğimi hep onun dışında biryerlerde kalmak istediğimi farkediyorum. Güzel birşey mi, hayır. Çünkü herşeyde olduğu gibi burada da dengeli kalabilmek en sağlıklısı. Belki onunki de biraz uçta benimki de. İkimiz de birbirimize yaklaşalım diye mi biraradayız nedir??
Pin It
-Yediği her türlü yemeğin midesinde nasıl bir hissiyat bıraktığını tarif edebilir.
- Farklı bir yemek yediğinde hemen midesi tepki verir.
- Bulunduğu ortamda birkaç derecelik ısı farklarını bile hemen farkeder ve önlem alır.
- Başı mı ağrıyor, o ağrının yerini şeklini niteliğini en ince detayına kadar tarif edebilir.
- Dokunsallığı çok yüksektir, sevgisini dokunarak ifade eder, ağrılarını dokunarak geçirebilirsiniz. vb.vb.
Ben ise tam tersi, yediğim en berbat yemek bile dokunmaz, ne kadar terlersem terleyim hasta olmam, ne kadar üşürsem üşüyüm hasta olmam, hastalıklara karşı modum her zaman hoşgeldin şeklindedir vs. niye, çünkü bu bedene fazlaca alaka kurmayıp, hep daha yukardaki asıl ben'e odaklanıyorum da ondan.
O'nu görünce ben kendi bedenime hiç önem vermediğimi hep onun dışında biryerlerde kalmak istediğimi farkediyorum. Güzel birşey mi, hayır. Çünkü herşeyde olduğu gibi burada da dengeli kalabilmek en sağlıklısı. Belki onunki de biraz uçta benimki de. İkimiz de birbirimize yaklaşalım diye mi biraradayız nedir??
25 Kasım 2009 Çarşamba
23 Kasım 2009 Pazartesi
İlk dalış yazısı
Şimdi blog a baktım da bir adet dalış tag i yok :( .. Nasıl olur ! Demekki uzak kalmışız.. :s O zaman ben en son Kaş dalışımı anlatayım..
Eski dalışlarıma göre biraz zorlandım diyebilirim. Çünkü aradan 1,5 - 2 sene geçmişti.
Zorlandığım noktaları söyleyim önce :
- Elbiseyi kuru kuru giymeye çalıştığım için ter içinde kaldım. Bir de uzuun elbise. Neyseki ikinci dalışta akıllanıp bir shorty buldum etraftan ..
- Spordan da uzaklaştığım bir döneme denk gelince bol bol nefes aldım derinlerde. Hiç 50 nin altında çıkmazdım sudan, yerlerde süründüm :).
- Akıntı vardı. Acayip yoruldum :)
Sualtında olmak çok heyecan verici birşey.. Bu da tüm zorluklara değer ;)
Yine de bir sonraki dalışa biraz fit gitmeyi tercih ederim!
Kaş dalışının benim için diğer bir anlamı da, eşimin de ilk defa dalış yapmış olması! :) İlk defa discovery yaptı. Ben acaba batacak mı, kulağı ağrır mı, sinüsleri ne olacak fln diye düşünürken O pat diye daldı. :) Hocayla beraber heralde bir 10 dk da aşağıda kaldılar. Ben de yukardan onu izledim. :)
Pin It
Eski dalışlarıma göre biraz zorlandım diyebilirim. Çünkü aradan 1,5 - 2 sene geçmişti.
Zorlandığım noktaları söyleyim önce :
- Elbiseyi kuru kuru giymeye çalıştığım için ter içinde kaldım. Bir de uzuun elbise. Neyseki ikinci dalışta akıllanıp bir shorty buldum etraftan ..
- Spordan da uzaklaştığım bir döneme denk gelince bol bol nefes aldım derinlerde. Hiç 50 nin altında çıkmazdım sudan, yerlerde süründüm :).
- Akıntı vardı. Acayip yoruldum :)
Sualtında olmak çok heyecan verici birşey.. Bu da tüm zorluklara değer ;)
Yine de bir sonraki dalışa biraz fit gitmeyi tercih ederim!
Kaş dalışının benim için diğer bir anlamı da, eşimin de ilk defa dalış yapmış olması! :) İlk defa discovery yaptı. Ben acaba batacak mı, kulağı ağrır mı, sinüsleri ne olacak fln diye düşünürken O pat diye daldı. :) Hocayla beraber heralde bir 10 dk da aşağıda kaldılar. Ben de yukardan onu izledim. :)
20 Kasım 2009 Cuma
Balık & Meze
Balık yanına yapılabilecek meze ve yan yemekler nelerdir ? :)
Benim aklıma gelenler: (tabi yapabileceklerimi yazdım)
- Yoğurtlu kereviz ya da zeytinyağlı kereviz
- Mücver
- Patlıcan salatası
- Roka salatası ve turp
- zeytinyağında domates kurusu olabilir. Hiç yapmadım ama çok zor olmasa gerek.
başka başka ?
Pin It
Benim aklıma gelenler: (tabi yapabileceklerimi yazdım)
- Yoğurtlu kereviz ya da zeytinyağlı kereviz
- Mücver
- Patlıcan salatası
- Roka salatası ve turp
- zeytinyağında domates kurusu olabilir. Hiç yapmadım ama çok zor olmasa gerek.
başka başka ?
16 Kasım 2009 Pazartesi
2012
Muhteşem sahneler, muhteşem görsel efektler, çok etkileyici bir film. Tabii ki konu dünyamızın fiziksel kıyameti olunca etkileniyor insan..
Dünya yer küresinin tamamen yerinden oynadığı kıtaların yok olduğu çok büyük tsunamilerin olduğu bir kıyamet filmi yapmak istemişler ve çok da güzel yapmışlar. Bu olayı dayandırdıkları da Maya takviminin sonu olan 21.Aralık.2012 tarihi. Bu bilgiyi alıp popüler bir film yapmışlar.
Eski Türk filmlerindeki saçmalıklara imkansızlıklara güleriz ya, işte bu da onun Amerikan versiyonu. Son derece güzel ve etkileyici olmuş tabiki, bütün gerçeklik dışılara rağmen :) Depremler ve tsunamiler gerçek dışı değil elbette ama kahramanlarımızın yıkılan binaların arasından geçip kurtulan uçağı, çatır çatır çatlayan asfaltın üzerinde uça uça giden arabası gibi şeyler gerçek dışıydı :)
Neyse, demek istediğim, bir fiziksel kıyamet fikri işlenmiş ve de güzel işlenmiş. İnsanı koltuğa yapıştırıyor.
Ama niye yalnızca fiziksel yok oluş? Daha derin mesajlar içeremez miydi bu film?
Bence başka bir 2012 filmi daha yapılmalı. Ve o filmde, insanın kendi içindeki kıyameti işlenmeli.
Nasıl olur ki bu kıyamet? Olaylara daha ruhsal açıdan bakanlar için Maya bilgileri farklı anlamlar taşıyor. İnsanlığın farklı bir bilinç haline ulaşacağını, daha kendinin farkında, daha şuuru açılmış bir insanlığın enerjilerinin alınacağını söylüyor. Elbette ki bu değişim bir günde oluvermeyecek, bu değişim yıllarca süregelmiş yavaş yavaş ve etap etap gelişen bir olgu.
İçerdeki kıyamet dışardakinden çok daha insanı etkileyen, çok güçlü bir yenilenme demektir.
İnsanın inançlarının, değerlerinin, iç putlarının yıkılması bir depremin bir kıtayı yok etmesinden daha güçtür. Ama bunun olabileceğini düşünmek yepyeni bir dünyada, insanlığın kardeşçe birarada yaşayabileceğini düşünmek beni mutlu ediyor. Tabi bu kadar pembe görmüyorum, ayrıca, kendi içinde egosunun, çıkarcılığının, nefsaniyetinin kölesi olmuş insanların tabii afetlerle elenebileceğini de düşünüyorum.
Mayalarla ilgili daha geniş bilgi için mayatakvimi.blogspot.com ziyaret edilebilir.
Pin It
Dünya yer küresinin tamamen yerinden oynadığı kıtaların yok olduğu çok büyük tsunamilerin olduğu bir kıyamet filmi yapmak istemişler ve çok da güzel yapmışlar. Bu olayı dayandırdıkları da Maya takviminin sonu olan 21.Aralık.2012 tarihi. Bu bilgiyi alıp popüler bir film yapmışlar.
Eski Türk filmlerindeki saçmalıklara imkansızlıklara güleriz ya, işte bu da onun Amerikan versiyonu. Son derece güzel ve etkileyici olmuş tabiki, bütün gerçeklik dışılara rağmen :) Depremler ve tsunamiler gerçek dışı değil elbette ama kahramanlarımızın yıkılan binaların arasından geçip kurtulan uçağı, çatır çatır çatlayan asfaltın üzerinde uça uça giden arabası gibi şeyler gerçek dışıydı :)
Neyse, demek istediğim, bir fiziksel kıyamet fikri işlenmiş ve de güzel işlenmiş. İnsanı koltuğa yapıştırıyor.
Ama niye yalnızca fiziksel yok oluş? Daha derin mesajlar içeremez miydi bu film?
Bence başka bir 2012 filmi daha yapılmalı. Ve o filmde, insanın kendi içindeki kıyameti işlenmeli.
Nasıl olur ki bu kıyamet? Olaylara daha ruhsal açıdan bakanlar için Maya bilgileri farklı anlamlar taşıyor. İnsanlığın farklı bir bilinç haline ulaşacağını, daha kendinin farkında, daha şuuru açılmış bir insanlığın enerjilerinin alınacağını söylüyor. Elbette ki bu değişim bir günde oluvermeyecek, bu değişim yıllarca süregelmiş yavaş yavaş ve etap etap gelişen bir olgu.
İçerdeki kıyamet dışardakinden çok daha insanı etkileyen, çok güçlü bir yenilenme demektir.
İnsanın inançlarının, değerlerinin, iç putlarının yıkılması bir depremin bir kıtayı yok etmesinden daha güçtür. Ama bunun olabileceğini düşünmek yepyeni bir dünyada, insanlığın kardeşçe birarada yaşayabileceğini düşünmek beni mutlu ediyor. Tabi bu kadar pembe görmüyorum, ayrıca, kendi içinde egosunun, çıkarcılığının, nefsaniyetinin kölesi olmuş insanların tabii afetlerle elenebileceğini de düşünüyorum.
Mayalarla ilgili daha geniş bilgi için mayatakvimi.blogspot.com ziyaret edilebilir.
11 Kasım 2009 Çarşamba
Gurdjieff
Genel olarak eğitim, zihnin biçimlendirilmesiyle sınırlandırılmıştır. Kendisinden bir şiir ezberlemesi istenen bir çocuk, tıpkı bir papağan gibi, hiçbir şey anlamadan şiiri ezberler. Üstelik ana babası da onun bunu başarmasından mutluluk duyarlar.
Okulda da yine mekanik olarak bir şeyleri öğrenmeye devam eder ve iyi dereceyle mezun olur; aslında ne bir şey anlamış ne de hissetmiştir. Zihninin gelişiminde kırk yaşında biri kadar yetişkindir ama özünde on yaşında bir çocuk olmaya devam eder. Zihninde hiçbir şeyden korkusu yoktur ama özünde korkmaktadır. Ahlaki değerleri tamamen otomatik ve yüzeyseldir. Onu da, tıpkı şiiri anlamadan ezberlemesi gibi öğrenir. Fakat çocuğun özü, iç dünyası; hiçbir rehberlik olmaksızın kendi haline bırakılmıştır.
Eğer bir insan kendisine karşı samimiyse, ne çocukların ne de yetişkinlerin ahlaki değerlerinin olmadığını kabul etmek zorundadır.
Bizim sahip olduğumuz moralite, bütünüyle teorik ve otomatiktir ve eğer samimiysek, ne kadar kötü olduğumuzu görebiliriz.
Eğitim, doğayla hiç ilgisi olmayan bir tür maskeden başka bir şey değildir. İnsanlar bir yetişme tarzının diğerinden iyi olduğunu düşünürler, fakat aslında hepsi de birdir.
Bütün insanlar aynıdır ama her biri de karşısındaki kişide bir kusur bulmakta çok acelecidir. Öte yandan hepimiz de kendimizdeki kusurlara karşı kör gibiyizdir.
Eğer bir insan özüne karşı samimiyse, kendisini karşısındaki kişinin yerine koyar ve ondan daha iyi olmadığını anlar.
Pin It
Okulda da yine mekanik olarak bir şeyleri öğrenmeye devam eder ve iyi dereceyle mezun olur; aslında ne bir şey anlamış ne de hissetmiştir. Zihninin gelişiminde kırk yaşında biri kadar yetişkindir ama özünde on yaşında bir çocuk olmaya devam eder. Zihninde hiçbir şeyden korkusu yoktur ama özünde korkmaktadır. Ahlaki değerleri tamamen otomatik ve yüzeyseldir. Onu da, tıpkı şiiri anlamadan ezberlemesi gibi öğrenir. Fakat çocuğun özü, iç dünyası; hiçbir rehberlik olmaksızın kendi haline bırakılmıştır.
Eğer bir insan kendisine karşı samimiyse, ne çocukların ne de yetişkinlerin ahlaki değerlerinin olmadığını kabul etmek zorundadır.
Bizim sahip olduğumuz moralite, bütünüyle teorik ve otomatiktir ve eğer samimiysek, ne kadar kötü olduğumuzu görebiliriz.
Eğitim, doğayla hiç ilgisi olmayan bir tür maskeden başka bir şey değildir. İnsanlar bir yetişme tarzının diğerinden iyi olduğunu düşünürler, fakat aslında hepsi de birdir.
Bütün insanlar aynıdır ama her biri de karşısındaki kişide bir kusur bulmakta çok acelecidir. Öte yandan hepimiz de kendimizdeki kusurlara karşı kör gibiyizdir.
Eğer bir insan özüne karşı samimiyse, kendisini karşısındaki kişinin yerine koyar ve ondan daha iyi olmadığını anlar.
10 Kasım 2009 Salı
Çocuk Gelişimine RUHSAL BAKIŞ
Aşağıdaki metin biraz ağır gelebilir ama çok önemli bilgiler içeriyor. Paylaşmak istiyorum. Yarın, bu konuyla ilgili birkaç yazı daha geçeceğim.
Gürdjieff isimli zat,bir ruhsal öğretmen,bir Hristiyan mistiği imajından çok bir Zen ustası veya bir Sokrat figürüne benzeyen bir zat'tır. Onu tanıyanlar tarafından tek kelimeyle insanların benzersiz bir “uyandırıcısı” olarak görülen bu insan, insan bilincinin geliştirilmesi için özel bir metodolojiyi barındıran bir okul bırakmıştır.
Soru: Bir çocuk ne dereceye kadar yönlendirilmelidir?
Cevap: Genel anlamda konuşursak, bir çocuğun eğitimi; yaptığı her şeyin onun kendi iradesine dayanması gerektiği prensibine oturtulmalıdır. Hiçbir şey ona hazır olarak verilmemelidir. Ona sadece fikir verebilir, rehberlik edebilirsiniz; hatta öğretirken bile dolaylı yoldan öğretin, uzaktan ve başka bir noktadan hareket ederek ona rehberlik edin. Ben asla doğrudan öğretmem, aksi takdirde öğrencilerim hiçbir şey öğrenemez. Eğer bir öğrencimin değişmesini istiyorsam, uzak bir konudan başlarım veya bir başkasıyla konuşurum, böylece o öğrenir. Çünkü bir şey çocuğa doğrudan söylendiği zaman mekanik olarak eğitiliyor demektir ve öğrenci daha sonra kendisini de eşit derecede mekanik olarak ortaya koyacaktır.
Kendisini mekanik olarak ifade eden biri ile birey olarak adlandırılabilecek olan bir kişinin kendisini ifade edişi çok farklıdır. Birincisi yaratılmıştır, oysa ikincisi yaratmaktadır. İlki bir yaratım değildir, kendisi tarafından değil insanlar tarafından oluşturulmuştur. Bunun sonucu, hiçbir orijinalliği olmayan sanattır. Bu tür bir sanat çalışmasındaki her bir çizginin nereden geldiği, kolaylıkla görülebilir.
G.I.Gurdjieff
"Gerçek Dünyadan Manzaralar" adlı kitaptan
Pin It
Gürdjieff isimli zat,bir ruhsal öğretmen,bir Hristiyan mistiği imajından çok bir Zen ustası veya bir Sokrat figürüne benzeyen bir zat'tır. Onu tanıyanlar tarafından tek kelimeyle insanların benzersiz bir “uyandırıcısı” olarak görülen bu insan, insan bilincinin geliştirilmesi için özel bir metodolojiyi barındıran bir okul bırakmıştır.
Soru: Bir çocuk ne dereceye kadar yönlendirilmelidir?
Cevap: Genel anlamda konuşursak, bir çocuğun eğitimi; yaptığı her şeyin onun kendi iradesine dayanması gerektiği prensibine oturtulmalıdır. Hiçbir şey ona hazır olarak verilmemelidir. Ona sadece fikir verebilir, rehberlik edebilirsiniz; hatta öğretirken bile dolaylı yoldan öğretin, uzaktan ve başka bir noktadan hareket ederek ona rehberlik edin. Ben asla doğrudan öğretmem, aksi takdirde öğrencilerim hiçbir şey öğrenemez. Eğer bir öğrencimin değişmesini istiyorsam, uzak bir konudan başlarım veya bir başkasıyla konuşurum, böylece o öğrenir. Çünkü bir şey çocuğa doğrudan söylendiği zaman mekanik olarak eğitiliyor demektir ve öğrenci daha sonra kendisini de eşit derecede mekanik olarak ortaya koyacaktır.
Kendisini mekanik olarak ifade eden biri ile birey olarak adlandırılabilecek olan bir kişinin kendisini ifade edişi çok farklıdır. Birincisi yaratılmıştır, oysa ikincisi yaratmaktadır. İlki bir yaratım değildir, kendisi tarafından değil insanlar tarafından oluşturulmuştur. Bunun sonucu, hiçbir orijinalliği olmayan sanattır. Bu tür bir sanat çalışmasındaki her bir çizginin nereden geldiği, kolaylıkla görülebilir.
G.I.Gurdjieff
"Gerçek Dünyadan Manzaralar" adlı kitaptan
9 Kasım 2009 Pazartesi
Yael Naim, Too Long
Güzel şarkı.
Pin It
I waited for so long
Outside myself
You see I was pretenting
To be someone else
I was longing to see
Who i wanted to be
And I've been waiting on my own
I've been waiting for too long
Not strong enough to be with you
And I've been making up my world
I've been painting it with gold
Not strong enough to see you
I irrigate illusions
Then let them grow
How can I pacify myself?
And let go
And I run wild to see
Who I turned out to be
........
But it was too cold
In my world
Outside myself
You see I was pretenting
To be someone else
I was longing to see
Who i wanted to be
And I've been waiting on my own
I've been waiting for too long
Not strong enough to be with you
And I've been making up my world
I've been painting it with gold
Not strong enough to see you
I irrigate illusions
Then let them grow
How can I pacify myself?
And let go
And I run wild to see
Who I turned out to be
........
But it was too cold
In my world
23 Ekim 2009 Cuma
GRİBE KARŞI ÖNLEMLER ve KOLONYA!
Domuz gribi yaygınlaşıyor telaşı yüzünden hepimiz hijyene daha çok önem vermeye başladık. Bu güzel birşey. Özellikle ellerin sık sık yıkanması gerekiyor. Dün Okanla eczaneye girdiğimizde ben ilaçlarımı alırken baktım o da antibakteriyel tek kullanımlık mendillerden alıyor. Bir kutunun içinde 10 tane kadar var. Aldık işyerlerimize evimize götürdük.
Akşam Okan internette yine bu konuyla ilgili yazıları okurken, bu mendillerden en faydalı olanlarının içinde alkol barındıran mendiller olduğunu okumuş. Ve birden aklına gelivermiş, bizim toplumumuzun eski bir geleneği vardır ya, gelen misafire KOLONYA tutulur, ne kadar güzel bir alışkanlık! Çok eski yıllarda bunun gibi kırıp geçiren pekçok grip de olmuş, İspanyol gribi vs. Bütün bunlara en güzel önlemlerden bir tanesi de bu olsa gerek. Ne kadar güzel yerleşmiş bir gelenek, hoşumuza gitti doğrusu.
Artık pek yapılmıyor belki Anadolu'da hala yaygındır bilemiyorum. Aklınızda bulunsun :)
Pin It
Akşam Okan internette yine bu konuyla ilgili yazıları okurken, bu mendillerden en faydalı olanlarının içinde alkol barındıran mendiller olduğunu okumuş. Ve birden aklına gelivermiş, bizim toplumumuzun eski bir geleneği vardır ya, gelen misafire KOLONYA tutulur, ne kadar güzel bir alışkanlık! Çok eski yıllarda bunun gibi kırıp geçiren pekçok grip de olmuş, İspanyol gribi vs. Bütün bunlara en güzel önlemlerden bir tanesi de bu olsa gerek. Ne kadar güzel yerleşmiş bir gelenek, hoşumuza gitti doğrusu.
Artık pek yapılmıyor belki Anadolu'da hala yaygındır bilemiyorum. Aklınızda bulunsun :)
DOMUZ ve GRİP
Bu yılki mevsimsel gribin adı domuz gribi oldu.
Herkes panikte, yahu koskoca Ankara gibi yerde sen panik olursan ücra yerlerde yaşayan insanlar ne yapsın!!!!!!!!
Hastane desen on dakika, eczane desen on dakika, çocuğun mu var, yüksek ateşte ishalde kusmada zaten hemen doktora koşuluyor, peki niçin bu panik o zaman? bütün bu imkanları olmayanlar için tehlike varken, panik yapmak yerine, o insanlara gerekli teçhizat temin edilse, bunun yolları aransa, kampanyalar düzenlenip oralara gidilip insanlar bilgilendirilse daha işe yarar bir iş yapılmış olmaz mı??
Bilemiyorum bu duygusallık daha nereye kadar gidecek...hiçbir faydası olmayan, insanların objektif düşünmelerini engelleyen en büyük şey bu duygusallık....
İşe yarar bir şey yap, işe yarar bir fikir üret.. endişe, panik, korku.. nereye kadar yaşayacaksın ve yaşatacaksın???
Pin It
Herkes panikte, yahu koskoca Ankara gibi yerde sen panik olursan ücra yerlerde yaşayan insanlar ne yapsın!!!!!!!!
Hastane desen on dakika, eczane desen on dakika, çocuğun mu var, yüksek ateşte ishalde kusmada zaten hemen doktora koşuluyor, peki niçin bu panik o zaman? bütün bu imkanları olmayanlar için tehlike varken, panik yapmak yerine, o insanlara gerekli teçhizat temin edilse, bunun yolları aransa, kampanyalar düzenlenip oralara gidilip insanlar bilgilendirilse daha işe yarar bir iş yapılmış olmaz mı??
Bilemiyorum bu duygusallık daha nereye kadar gidecek...hiçbir faydası olmayan, insanların objektif düşünmelerini engelleyen en büyük şey bu duygusallık....
İşe yarar bir şey yap, işe yarar bir fikir üret.. endişe, panik, korku.. nereye kadar yaşayacaksın ve yaşatacaksın???
16 Ekim 2009 Cuma
Başka biri gibi hissetmek ..
Hiç sesiniz sanki sizin sesiniz değilmiş gibi çıktı mı ?
Ya da kurduğunuz cümleler başkasınınmış gibi ?
Gülerken bu gülen ben değilim ki dediniz mi ?
Birini dinlerken ya da biriyle konuşurken, içinizden bir ses bas bas bağırdı mı "Kalkıp gitsene hadi diye !" ?
"Acaba ben ne hissediyorum? Acaba ben ne istiyorum?" sorularının cevabını bulamadığınız oldu mu ?
Olmuştur.
Olsun.
Dinlemeyi öğreniriz biz de. O başka biri gibi çıkan ses, başkasının cümlelerini kuran, gülmek istemediği halde gülen ve ne istediğini pek de bilmeyen o ses kimdir, varlık sebebi nedir, buluruz.
Nasılsa.
Farketmek değişimin ilk adımı.
Pin It
Ya da kurduğunuz cümleler başkasınınmış gibi ?
Gülerken bu gülen ben değilim ki dediniz mi ?
Birini dinlerken ya da biriyle konuşurken, içinizden bir ses bas bas bağırdı mı "Kalkıp gitsene hadi diye !" ?
"Acaba ben ne hissediyorum? Acaba ben ne istiyorum?" sorularının cevabını bulamadığınız oldu mu ?
Olmuştur.
Olsun.
Dinlemeyi öğreniriz biz de. O başka biri gibi çıkan ses, başkasının cümlelerini kuran, gülmek istemediği halde gülen ve ne istediğini pek de bilmeyen o ses kimdir, varlık sebebi nedir, buluruz.
Nasılsa.
Farketmek değişimin ilk adımı.
6 Ekim 2009 Salı
Elif Şafak - Siyah Süt
Elif Şafak ın Siyah Süt kitabını okuyorum.
İçseslerinden karakterler yaratmış. Herbirine isim vermiş, tanımlamış, kıyafetlerine kadar anlatmış. Bir de çizimlerini de koymuş. Onları canlı birer parmak insan yapmış ve konuşturmuş.
Çok hoşuma gitti.
Kafandaki seslerle konuşmak tanışmak için iyi bir yol .. Hepsine sempati duyuyor insan bu şekilde.. ;)
Pin It
İçseslerinden karakterler yaratmış. Herbirine isim vermiş, tanımlamış, kıyafetlerine kadar anlatmış. Bir de çizimlerini de koymuş. Onları canlı birer parmak insan yapmış ve konuşturmuş.
Çok hoşuma gitti.
Kafandaki seslerle konuşmak tanışmak için iyi bir yol .. Hepsine sempati duyuyor insan bu şekilde.. ;)
28 Eylül 2009 Pazartesi
Z A M A N
Zamanı durdurmak istiyorum. Herkes herşey sussun ve dursun.
Bu duygumun nedeni yetişememek. Hayata yetişemediğimi düşünüyorum. Çocukken zaman uzun gelir ya. Tadını çıkara çıkara, pişmanlık duymadan, keşkeler olmadan yaşar gidersin her anını. Şimdi ise yapmam gerekenler, yapamadıklarım, yapacaklarım listeleri uzayıp gidiyor. Bu listelerse şu anı unutmama neden oluyor..
Kocaman bir ne yapsam listem var. Öncelikler var.. Kararsızlıklar var. Neyi ne zaman ve nasıl yapacağımı bir türlü sıraya koyamıyorum. Onu ekliyorum bunu çıkarıyorum olmuyor..
Sanırım bir dönüm noktasından geçiyorum..
Bir yandan da biliyorum ki evdeki hesap hiç birşeye uymuyor.. Hesap kitap yapma desen.. E ama ben böyleyim... Tabi hesap yapmayan bir yanım da var..
Biraz da o tarafı dinleyeyim bakayım ne diyor..
Pin It
Bu duygumun nedeni yetişememek. Hayata yetişemediğimi düşünüyorum. Çocukken zaman uzun gelir ya. Tadını çıkara çıkara, pişmanlık duymadan, keşkeler olmadan yaşar gidersin her anını. Şimdi ise yapmam gerekenler, yapamadıklarım, yapacaklarım listeleri uzayıp gidiyor. Bu listelerse şu anı unutmama neden oluyor..
Kocaman bir ne yapsam listem var. Öncelikler var.. Kararsızlıklar var. Neyi ne zaman ve nasıl yapacağımı bir türlü sıraya koyamıyorum. Onu ekliyorum bunu çıkarıyorum olmuyor..
Sanırım bir dönüm noktasından geçiyorum..
Bir yandan da biliyorum ki evdeki hesap hiç birşeye uymuyor.. Hesap kitap yapma desen.. E ama ben böyleyim... Tabi hesap yapmayan bir yanım da var..
Biraz da o tarafı dinleyeyim bakayım ne diyor..
17 Eylül 2009 Perşembe
Biraz deniz, biraz rüzgar, bolca CAN :)
Çeşme'deyiz...Bu yaz tatilimizin iki haftası Ramazan ayına denk geldiği için tatil mekanları çok boştu. Otel boştu, plajlar boştu ama bu bizim işimize geldi doğrusu. Can’ın çığlık ve bağırma ve çeşitli seslerden oluşan muhabbeti daha az insanı rahatsız etti :) Çocuğu olanlar eminim ki hoş karşılıyordur fakat çocuk büyütmemiş olanların rahatsız olmalarını da çok çok iyi anlayabiliyorum. Ama hiç kimseyi rahatsız etmeyelim diye de hiçbir yere çıkmamak herhalde doğru bir şey olmaz değil mi :)
Süper fotoğraflar yükleyeceğim dönüşte.
Pin It
Süper fotoğraflar yükleyeceğim dönüşte.
11 Eylül 2009 Cuma
D E Ğ E R
D E Ğ E R
Sadece sen sen olduğun için, var olduğun için değerlisin. Ne kadar özel bir varlık, insan.
Neden bunu hissedemiyorsun.. ?
Neden kocaman resimdeki güzelliği yüceliği göremeyip, minicik detaylarla üzüm üzüm üzülüyorsun ?
Senin için üzülmek istemiyorum. Senin sadece güzelliğini, özelliğini bilmeni istiyorum. Acınamayacak kadar yukarılardasın.. Her insan gibi.
Hiç kimse senin değerini düşürebilme gücüne sahip değil biliyor musun, senden başka.
İstediğin kararı istediğin zaman değiştirebilirsin.. İstediğini söyleyebilirsin.. Sen bunların sonuçlarını gözealabilen birisin, hep aldın. Seni mutlu eden bu. Seni üzecek bir adım atmışsan, geri adım atabilirsin..
Kararların senin elinde. Güzel olan da zor olan da bu.
Pin It
Sadece sen sen olduğun için, var olduğun için değerlisin. Ne kadar özel bir varlık, insan.
Neden bunu hissedemiyorsun.. ?
Neden kocaman resimdeki güzelliği yüceliği göremeyip, minicik detaylarla üzüm üzüm üzülüyorsun ?
Senin için üzülmek istemiyorum. Senin sadece güzelliğini, özelliğini bilmeni istiyorum. Acınamayacak kadar yukarılardasın.. Her insan gibi.
Hiç kimse senin değerini düşürebilme gücüne sahip değil biliyor musun, senden başka.
İstediğin kararı istediğin zaman değiştirebilirsin.. İstediğini söyleyebilirsin.. Sen bunların sonuçlarını gözealabilen birisin, hep aldın. Seni mutlu eden bu. Seni üzecek bir adım atmışsan, geri adım atabilirsin..
Kararların senin elinde. Güzel olan da zor olan da bu.
10 Eylül 2009 Perşembe
Hoşgeldin Ramazan
:) bu başlığı atmak için biraz geç kaldım galiba. aklıma bu yazının yarım daire şeklinde ışıklı olarak dışarılara asıldığı zamanlar geldi. Belki hala vardır biryerlerde ben görmüyorum.
Geçenlerde aklıma gelen bir fikri paylaşmak istedim.
Orucu yılın belli bir ayında herkes eş zamanlı olarak tutuyor ya, oruç tutmanın kişi için mahremiyeti olan bir olay olduğu veya olabileceğini düşünüyorum. Ve bu zamanlama konusunda da daha esnek olunabileceğini belki de.
Oruç tutmak (kısmen)bedene ve nefse hakimiyet çalışması anlamına geliyorsa, ki bence öyle, bu kişiye özel ve mahremiyeti olan bir konudur. Dolayısıyla kişi kendi istediği aylarda veya kendi istediği günlerde orucunu tutsa ve bunu da tercih etmiyorsa hiç kimseyle paylaşmasa. Bu çok daha içsel, kendi vicdanıyla onun arasında yapılmış bir çalışma olmaz mı? Kendisini hazır hissettiği an bunu yapabilir. Vicdanen veya aklen veya bedenen hazır hissetmediği zamanlar da yapmaz.
Bunu yapmak, yapabilmek, kısmen de olsa vücut üzerinde bir otokontrolü sağlayabilmek önemli bir iş, kişinin daha farklı idrakleri kazanabilmesine de yardımcı olacaktır belki.
Pin It
Geçenlerde aklıma gelen bir fikri paylaşmak istedim.
Orucu yılın belli bir ayında herkes eş zamanlı olarak tutuyor ya, oruç tutmanın kişi için mahremiyeti olan bir olay olduğu veya olabileceğini düşünüyorum. Ve bu zamanlama konusunda da daha esnek olunabileceğini belki de.
Oruç tutmak (kısmen)bedene ve nefse hakimiyet çalışması anlamına geliyorsa, ki bence öyle, bu kişiye özel ve mahremiyeti olan bir konudur. Dolayısıyla kişi kendi istediği aylarda veya kendi istediği günlerde orucunu tutsa ve bunu da tercih etmiyorsa hiç kimseyle paylaşmasa. Bu çok daha içsel, kendi vicdanıyla onun arasında yapılmış bir çalışma olmaz mı? Kendisini hazır hissettiği an bunu yapabilir. Vicdanen veya aklen veya bedenen hazır hissetmediği zamanlar da yapmaz.
Bunu yapmak, yapabilmek, kısmen de olsa vücut üzerinde bir otokontrolü sağlayabilmek önemli bir iş, kişinin daha farklı idrakleri kazanabilmesine de yardımcı olacaktır belki.
3 Eylül 2009 Perşembe
Yalıkavak, deniz, gün batımı, kumsal, tekne...

Hafiften bir rüzgar esiyor, vücudunda harika bir ferahlık hissi...
Güneş batıyor, portakal rengi olmuş bütün ufuk, görüntüye bakarken iyiki buradayım diyor insan...
Akşamın başlangıcında balık restoranları sahile masalar atmışlar, küçücük masaların üzerinde minik minik mumlar yanıyor, ambians harika..
Sahile bakan küçük küçük pansiyonlar, bir tanesi Altınköy, bembeyaz bir güzellik..
http://www.bodrumtravel.org/scripts/kayit.asp?ID=3695&kod=001&page=grup.asp&results=3695,3693,3692,3689
Sahilden ilerliyorsunuz, marinadan içeri girdiğinizde muhteşem bir sadelik ve elit bir hava hissediliyor hemen, biraz yürüyünce olağanüstü tekneler ve yatları görüyorsunuz, demirlemiş durumdalar, onlara bakıp hayal kurmak bile çok güzel...
Çarşısı klasik bir sahil kasabası çarşısı, ışıl ışıl ve hareketli, insana tatilde olduğunu hissettiriyor..
Yazın yaşanabilecek en güzel yerlerden bir tanesi, Yalıkavak'ı çok seviyorum! Sadece yaz aylarında deniz kenarına yerleşsem, sonra tekrar Ankara'ya dönsem ne güzel olurdu
:)
Güneş batıyor, portakal rengi olmuş bütün ufuk, görüntüye bakarken iyiki buradayım diyor insan...
Akşamın başlangıcında balık restoranları sahile masalar atmışlar, küçücük masaların üzerinde minik minik mumlar yanıyor, ambians harika..
Sahile bakan küçük küçük pansiyonlar, bir tanesi Altınköy, bembeyaz bir güzellik..
http://www.bodrumtravel.org/scripts/kayit.asp?ID=3695&kod=001&page=grup.asp&results=3695,3693,3692,3689
Sahilden ilerliyorsunuz, marinadan içeri girdiğinizde muhteşem bir sadelik ve elit bir hava hissediliyor hemen, biraz yürüyünce olağanüstü tekneler ve yatları görüyorsunuz, demirlemiş durumdalar, onlara bakıp hayal kurmak bile çok güzel...
Çarşısı klasik bir sahil kasabası çarşısı, ışıl ışıl ve hareketli, insana tatilde olduğunu hissettiriyor..
Yazın yaşanabilecek en güzel yerlerden bir tanesi, Yalıkavak'ı çok seviyorum! Sadece yaz aylarında deniz kenarına yerleşsem, sonra tekrar Ankara'ya dönsem ne güzel olurdu
:)
1 Eylül 2009 Salı
Şu meşhur AŞK kitabından...
Otuzbeşinci Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Tezatları nasıl kucaklayacağız?
Herkes bir kutup olmuş durumda. Bir de bu kutuplaşmanın adı "değerlerim inançlarım" oluyor. O bizim değerlerimiz dediğimiz şeyler yok olursa ne olur?
Bütün insanların bütün değerlerini ve bütün inançlarını kucaklamamız demek olur... O sıkı sıkıya yapıştığımız değerler inançlar gelenekler adetler yok kurallar yok ayıplar ..... say say bitmez... bunların hepsi bizi bir kutup yapıyor.
İnsanı değerinden inancından veya makamından parasından dolayı değil veya üstü saçı başından dolayı değil veya dini, ırkından dolayı değil, insanı sadece insan olduğu için sevmek demek, kendi içinde de bütün bunlardan kurtulmuş olmak demektir bence.
Tezatları kucaklamak kolay değil... ama imkansız da değil çünkü aslımız BİR bizim...
Pin It
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Tezatları nasıl kucaklayacağız?
Herkes bir kutup olmuş durumda. Bir de bu kutuplaşmanın adı "değerlerim inançlarım" oluyor. O bizim değerlerimiz dediğimiz şeyler yok olursa ne olur?
Bütün insanların bütün değerlerini ve bütün inançlarını kucaklamamız demek olur... O sıkı sıkıya yapıştığımız değerler inançlar gelenekler adetler yok kurallar yok ayıplar ..... say say bitmez... bunların hepsi bizi bir kutup yapıyor.
İnsanı değerinden inancından veya makamından parasından dolayı değil veya üstü saçı başından dolayı değil veya dini, ırkından dolayı değil, insanı sadece insan olduğu için sevmek demek, kendi içinde de bütün bunlardan kurtulmuş olmak demektir bence.
Tezatları kucaklamak kolay değil... ama imkansız da değil çünkü aslımız BİR bizim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

