Zamanı durdurmak istiyorum. Herkes herşey sussun ve dursun.
Bu duygumun nedeni yetişememek. Hayata yetişemediğimi düşünüyorum. Çocukken zaman uzun gelir ya. Tadını çıkara çıkara, pişmanlık duymadan, keşkeler olmadan yaşar gidersin her anını. Şimdi ise yapmam gerekenler, yapamadıklarım, yapacaklarım listeleri uzayıp gidiyor. Bu listelerse şu anı unutmama neden oluyor..
Kocaman bir ne yapsam listem var. Öncelikler var.. Kararsızlıklar var. Neyi ne zaman ve nasıl yapacağımı bir türlü sıraya koyamıyorum. Onu ekliyorum bunu çıkarıyorum olmuyor..
Sanırım bir dönüm noktasından geçiyorum..
Bir yandan da biliyorum ki evdeki hesap hiç birşeye uymuyor.. Hesap kitap yapma desen.. E ama ben böyleyim... Tabi hesap yapmayan bir yanım da var..
Biraz da o tarafı dinleyeyim bakayım ne diyor..
28 Eylül 2009 Pazartesi
17 Eylül 2009 Perşembe
Biraz deniz, biraz rüzgar, bolca CAN :)
Çeşme'deyiz...Bu yaz tatilimizin iki haftası Ramazan ayına denk geldiği için tatil mekanları çok boştu. Otel boştu, plajlar boştu ama bu bizim işimize geldi doğrusu. Can’ın çığlık ve bağırma ve çeşitli seslerden oluşan muhabbeti daha az insanı rahatsız etti :) Çocuğu olanlar eminim ki hoş karşılıyordur fakat çocuk büyütmemiş olanların rahatsız olmalarını da çok çok iyi anlayabiliyorum. Ama hiç kimseyi rahatsız etmeyelim diye de hiçbir yere çıkmamak herhalde doğru bir şey olmaz değil mi :)
Süper fotoğraflar yükleyeceğim dönüşte.
Pin It
Süper fotoğraflar yükleyeceğim dönüşte.
11 Eylül 2009 Cuma
D E Ğ E R
D E Ğ E R
Sadece sen sen olduğun için, var olduğun için değerlisin. Ne kadar özel bir varlık, insan.
Neden bunu hissedemiyorsun.. ?
Neden kocaman resimdeki güzelliği yüceliği göremeyip, minicik detaylarla üzüm üzüm üzülüyorsun ?
Senin için üzülmek istemiyorum. Senin sadece güzelliğini, özelliğini bilmeni istiyorum. Acınamayacak kadar yukarılardasın.. Her insan gibi.
Hiç kimse senin değerini düşürebilme gücüne sahip değil biliyor musun, senden başka.
İstediğin kararı istediğin zaman değiştirebilirsin.. İstediğini söyleyebilirsin.. Sen bunların sonuçlarını gözealabilen birisin, hep aldın. Seni mutlu eden bu. Seni üzecek bir adım atmışsan, geri adım atabilirsin..
Kararların senin elinde. Güzel olan da zor olan da bu.
Pin It
Sadece sen sen olduğun için, var olduğun için değerlisin. Ne kadar özel bir varlık, insan.
Neden bunu hissedemiyorsun.. ?
Neden kocaman resimdeki güzelliği yüceliği göremeyip, minicik detaylarla üzüm üzüm üzülüyorsun ?
Senin için üzülmek istemiyorum. Senin sadece güzelliğini, özelliğini bilmeni istiyorum. Acınamayacak kadar yukarılardasın.. Her insan gibi.
Hiç kimse senin değerini düşürebilme gücüne sahip değil biliyor musun, senden başka.
İstediğin kararı istediğin zaman değiştirebilirsin.. İstediğini söyleyebilirsin.. Sen bunların sonuçlarını gözealabilen birisin, hep aldın. Seni mutlu eden bu. Seni üzecek bir adım atmışsan, geri adım atabilirsin..
Kararların senin elinde. Güzel olan da zor olan da bu.
10 Eylül 2009 Perşembe
Hoşgeldin Ramazan
:) bu başlığı atmak için biraz geç kaldım galiba. aklıma bu yazının yarım daire şeklinde ışıklı olarak dışarılara asıldığı zamanlar geldi. Belki hala vardır biryerlerde ben görmüyorum.
Geçenlerde aklıma gelen bir fikri paylaşmak istedim.
Orucu yılın belli bir ayında herkes eş zamanlı olarak tutuyor ya, oruç tutmanın kişi için mahremiyeti olan bir olay olduğu veya olabileceğini düşünüyorum. Ve bu zamanlama konusunda da daha esnek olunabileceğini belki de.
Oruç tutmak (kısmen)bedene ve nefse hakimiyet çalışması anlamına geliyorsa, ki bence öyle, bu kişiye özel ve mahremiyeti olan bir konudur. Dolayısıyla kişi kendi istediği aylarda veya kendi istediği günlerde orucunu tutsa ve bunu da tercih etmiyorsa hiç kimseyle paylaşmasa. Bu çok daha içsel, kendi vicdanıyla onun arasında yapılmış bir çalışma olmaz mı? Kendisini hazır hissettiği an bunu yapabilir. Vicdanen veya aklen veya bedenen hazır hissetmediği zamanlar da yapmaz.
Bunu yapmak, yapabilmek, kısmen de olsa vücut üzerinde bir otokontrolü sağlayabilmek önemli bir iş, kişinin daha farklı idrakleri kazanabilmesine de yardımcı olacaktır belki.
Pin It
Geçenlerde aklıma gelen bir fikri paylaşmak istedim.
Orucu yılın belli bir ayında herkes eş zamanlı olarak tutuyor ya, oruç tutmanın kişi için mahremiyeti olan bir olay olduğu veya olabileceğini düşünüyorum. Ve bu zamanlama konusunda da daha esnek olunabileceğini belki de.
Oruç tutmak (kısmen)bedene ve nefse hakimiyet çalışması anlamına geliyorsa, ki bence öyle, bu kişiye özel ve mahremiyeti olan bir konudur. Dolayısıyla kişi kendi istediği aylarda veya kendi istediği günlerde orucunu tutsa ve bunu da tercih etmiyorsa hiç kimseyle paylaşmasa. Bu çok daha içsel, kendi vicdanıyla onun arasında yapılmış bir çalışma olmaz mı? Kendisini hazır hissettiği an bunu yapabilir. Vicdanen veya aklen veya bedenen hazır hissetmediği zamanlar da yapmaz.
Bunu yapmak, yapabilmek, kısmen de olsa vücut üzerinde bir otokontrolü sağlayabilmek önemli bir iş, kişinin daha farklı idrakleri kazanabilmesine de yardımcı olacaktır belki.
3 Eylül 2009 Perşembe
Yalıkavak, deniz, gün batımı, kumsal, tekne...

Hafiften bir rüzgar esiyor, vücudunda harika bir ferahlık hissi...
Güneş batıyor, portakal rengi olmuş bütün ufuk, görüntüye bakarken iyiki buradayım diyor insan...
Akşamın başlangıcında balık restoranları sahile masalar atmışlar, küçücük masaların üzerinde minik minik mumlar yanıyor, ambians harika..
Sahile bakan küçük küçük pansiyonlar, bir tanesi Altınköy, bembeyaz bir güzellik..
http://www.bodrumtravel.org/scripts/kayit.asp?ID=3695&kod=001&page=grup.asp&results=3695,3693,3692,3689
Sahilden ilerliyorsunuz, marinadan içeri girdiğinizde muhteşem bir sadelik ve elit bir hava hissediliyor hemen, biraz yürüyünce olağanüstü tekneler ve yatları görüyorsunuz, demirlemiş durumdalar, onlara bakıp hayal kurmak bile çok güzel...
Çarşısı klasik bir sahil kasabası çarşısı, ışıl ışıl ve hareketli, insana tatilde olduğunu hissettiriyor..
Yazın yaşanabilecek en güzel yerlerden bir tanesi, Yalıkavak'ı çok seviyorum! Sadece yaz aylarında deniz kenarına yerleşsem, sonra tekrar Ankara'ya dönsem ne güzel olurdu
:)
Güneş batıyor, portakal rengi olmuş bütün ufuk, görüntüye bakarken iyiki buradayım diyor insan...
Akşamın başlangıcında balık restoranları sahile masalar atmışlar, küçücük masaların üzerinde minik minik mumlar yanıyor, ambians harika..
Sahile bakan küçük küçük pansiyonlar, bir tanesi Altınköy, bembeyaz bir güzellik..
http://www.bodrumtravel.org/scripts/kayit.asp?ID=3695&kod=001&page=grup.asp&results=3695,3693,3692,3689
Sahilden ilerliyorsunuz, marinadan içeri girdiğinizde muhteşem bir sadelik ve elit bir hava hissediliyor hemen, biraz yürüyünce olağanüstü tekneler ve yatları görüyorsunuz, demirlemiş durumdalar, onlara bakıp hayal kurmak bile çok güzel...
Çarşısı klasik bir sahil kasabası çarşısı, ışıl ışıl ve hareketli, insana tatilde olduğunu hissettiriyor..
Yazın yaşanabilecek en güzel yerlerden bir tanesi, Yalıkavak'ı çok seviyorum! Sadece yaz aylarında deniz kenarına yerleşsem, sonra tekrar Ankara'ya dönsem ne güzel olurdu
:)
1 Eylül 2009 Salı
Şu meşhur AŞK kitabından...
Otuzbeşinci Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Tezatları nasıl kucaklayacağız?
Herkes bir kutup olmuş durumda. Bir de bu kutuplaşmanın adı "değerlerim inançlarım" oluyor. O bizim değerlerimiz dediğimiz şeyler yok olursa ne olur?
Bütün insanların bütün değerlerini ve bütün inançlarını kucaklamamız demek olur... O sıkı sıkıya yapıştığımız değerler inançlar gelenekler adetler yok kurallar yok ayıplar ..... say say bitmez... bunların hepsi bizi bir kutup yapıyor.
İnsanı değerinden inancından veya makamından parasından dolayı değil veya üstü saçı başından dolayı değil veya dini, ırkından dolayı değil, insanı sadece insan olduğu için sevmek demek, kendi içinde de bütün bunlardan kurtulmuş olmak demektir bence.
Tezatları kucaklamak kolay değil... ama imkansız da değil çünkü aslımız BİR bizim...
Pin It
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Tezatları nasıl kucaklayacağız?
Herkes bir kutup olmuş durumda. Bir de bu kutuplaşmanın adı "değerlerim inançlarım" oluyor. O bizim değerlerimiz dediğimiz şeyler yok olursa ne olur?
Bütün insanların bütün değerlerini ve bütün inançlarını kucaklamamız demek olur... O sıkı sıkıya yapıştığımız değerler inançlar gelenekler adetler yok kurallar yok ayıplar ..... say say bitmez... bunların hepsi bizi bir kutup yapıyor.
İnsanı değerinden inancından veya makamından parasından dolayı değil veya üstü saçı başından dolayı değil veya dini, ırkından dolayı değil, insanı sadece insan olduğu için sevmek demek, kendi içinde de bütün bunlardan kurtulmuş olmak demektir bence.
Tezatları kucaklamak kolay değil... ama imkansız da değil çünkü aslımız BİR bizim...
21 Ağustos 2009 Cuma
Günümüzün aşk oyunları...
Elvan Demirkan'ın 15Ağustos Cumartesi günü Sabah gazetesinde çıkan yazısının bir kısmını aldım;
Sahtelik, taktikler, gerçeği saklayan veya değiştiren yalanlar... Günümüzün ilişki kurallarının temelini oluşturuyor. Neredeyse kimsenin kimseyi pozitif göremediği bir dünyada yaşıyoruz. Çeşme ve İstanbul'da bazı kadınların bütün konuları ilişki taktikleri olmuş. Ne eğitimimize, ne zekamıza, ne de görgümüze yakışmayacak kadar sinsi, ucuz ve aptal aşk oyunları görüyorum etrafta... O senin peşinden koşsun... Erkekler kendisine iyi davranmayan kadınlara köle olur... Ondan ne kadar etkilendiğini belli etme, kaçırırsın... Kendine güvenin sonsuzmuş gibi davran, zayıf olduğunu anlarsa ilgisi biter... Daha şimdiye kadar bir erkeği elde etmek istiyorsan 'kendin ol' diyeni duymadım.
Karşınızdakinin sizinle uyumunu (veya uyumsuzluğunu) anlamaya fırsat bile vermeden elde etmek için taktikler başlıyor... Bir insan daha kendini çözememişken nasıl kendisi için doğru olan kişiyi bulabilir ki? Aşık olmak acımasız bir uğraşa dönmüş. Cesur, rahat ve zevk almaya yönelik (anlık zevklerden bahsetmiyorum) bir beraberliği mumla aramanız gerekiyor. Onun yerine umutsuz, 'Daha fazla bekar kalmaktan nasıl kurtulunur?', 'Ne pahasına olursa olsun beraber olduğun kişinin ilgisini sürdürmek' sendromlu ilişkiler alıp başını yürümüş. Eğitimli, akıllı, hoş ve hırslı kadınlar, profili yüksek erkeklerle ilişkiler yaşıyor. Ama çoğu erkeğin ya ayrılmaya hiç niyetli olmadığı evlilikleri veya uzun vadeli bir ilişkiye girmelerini engelleyecek acayip alışkanlıkları veya bağımlılıkları var. O yüzden işe yaramayan taktiklerle ilginç kalmaya çalıştığınız sürece kız arkadaş veya ex kız arkadaş olmaktan öteye gitmek zor.
.... Eğer şimdiye kadarki taktiklerinizin bir işe yaramadığını düşünüyorsanız, gelin şu şartlı dürüstlükleri bırakın. Oyun oynamayın, kendiniz olun, oyun oynarsanız, karşınızdakinin de sizinle oynamasına hazır olun...
Pin It
Sahtelik, taktikler, gerçeği saklayan veya değiştiren yalanlar... Günümüzün ilişki kurallarının temelini oluşturuyor. Neredeyse kimsenin kimseyi pozitif göremediği bir dünyada yaşıyoruz. Çeşme ve İstanbul'da bazı kadınların bütün konuları ilişki taktikleri olmuş. Ne eğitimimize, ne zekamıza, ne de görgümüze yakışmayacak kadar sinsi, ucuz ve aptal aşk oyunları görüyorum etrafta... O senin peşinden koşsun... Erkekler kendisine iyi davranmayan kadınlara köle olur... Ondan ne kadar etkilendiğini belli etme, kaçırırsın... Kendine güvenin sonsuzmuş gibi davran, zayıf olduğunu anlarsa ilgisi biter... Daha şimdiye kadar bir erkeği elde etmek istiyorsan 'kendin ol' diyeni duymadım.
Karşınızdakinin sizinle uyumunu (veya uyumsuzluğunu) anlamaya fırsat bile vermeden elde etmek için taktikler başlıyor... Bir insan daha kendini çözememişken nasıl kendisi için doğru olan kişiyi bulabilir ki? Aşık olmak acımasız bir uğraşa dönmüş. Cesur, rahat ve zevk almaya yönelik (anlık zevklerden bahsetmiyorum) bir beraberliği mumla aramanız gerekiyor. Onun yerine umutsuz, 'Daha fazla bekar kalmaktan nasıl kurtulunur?', 'Ne pahasına olursa olsun beraber olduğun kişinin ilgisini sürdürmek' sendromlu ilişkiler alıp başını yürümüş. Eğitimli, akıllı, hoş ve hırslı kadınlar, profili yüksek erkeklerle ilişkiler yaşıyor. Ama çoğu erkeğin ya ayrılmaya hiç niyetli olmadığı evlilikleri veya uzun vadeli bir ilişkiye girmelerini engelleyecek acayip alışkanlıkları veya bağımlılıkları var. O yüzden işe yaramayan taktiklerle ilginç kalmaya çalıştığınız sürece kız arkadaş veya ex kız arkadaş olmaktan öteye gitmek zor.
.... Eğer şimdiye kadarki taktiklerinizin bir işe yaramadığını düşünüyorsanız, gelin şu şartlı dürüstlükleri bırakın. Oyun oynamayın, kendiniz olun, oyun oynarsanız, karşınızdakinin de sizinle oynamasına hazır olun...
14 Ağustos 2009 Cuma
Akıp Giden Seneler...
Bugün dönüp on sene öncesine bir baktım da, o zamanlar çok merak ederdim 10 sene sonra ben ne halde nerelerde olacağım diye.. bu kadar değişebileceğimi düşünemezdim.. olaylara bakışım, duygularıma bakışım, dünyayı değerlendirişim, herşeyim o kadar değişmiş ki..
Olayın içindeyken bu kadar net göremiyorsunuz ama etkisi geçince, hele de üzerinden yıllar geçince, o kadar açık gözüküyor ki bazı şeyler..
Aynı olayları tekrar yaşasam aynı tepkileri mi verirdim? Kesinlikle hayır.. Değiştiğimi buradan anlıyorum zaten..
Eskiden yaşadığım ve olağanüstü duygusal hallerde kendimi oradan oraya attığım, günlerce ağladığım, yaşamdan bile koptuğum olaylara, zamanlara, şu yaşımda hafifçe gülümsüyorum o kadar.. o gülümsemenin içinde o kadar çok şey anlatıyorum ki aslında.. Bu idrakimle o zamanlara geri dönsem, o durumları bambaşka bir şekilde yaşardım.
Ama o zamanki idrakim olsa yine aynı şeyleri yaşayacağımı biliyorum. Çünkü yaşamadan şu anki ben olamazdım.
Bugün de merak ediyorum 10 sene sonra ne durumda olacağım?
:)) şu anki ben olmaktan çok memnunum, eminim o zamanki ben olmayı da çok seveceğim...
Pin It
Olayın içindeyken bu kadar net göremiyorsunuz ama etkisi geçince, hele de üzerinden yıllar geçince, o kadar açık gözüküyor ki bazı şeyler..
Aynı olayları tekrar yaşasam aynı tepkileri mi verirdim? Kesinlikle hayır.. Değiştiğimi buradan anlıyorum zaten..
Eskiden yaşadığım ve olağanüstü duygusal hallerde kendimi oradan oraya attığım, günlerce ağladığım, yaşamdan bile koptuğum olaylara, zamanlara, şu yaşımda hafifçe gülümsüyorum o kadar.. o gülümsemenin içinde o kadar çok şey anlatıyorum ki aslında.. Bu idrakimle o zamanlara geri dönsem, o durumları bambaşka bir şekilde yaşardım.
Ama o zamanki idrakim olsa yine aynı şeyleri yaşayacağımı biliyorum. Çünkü yaşamadan şu anki ben olamazdım.
Bugün de merak ediyorum 10 sene sonra ne durumda olacağım?
:)) şu anki ben olmaktan çok memnunum, eminim o zamanki ben olmayı da çok seveceğim...
7 Ağustos 2009 Cuma
Bir Cuma öğleden sonra
Cuma öğleden sonra çalışmaya çalışan biri olarak aklımdan geçenler:
- Büyük çanta kullanmak anlamsız ama seviyorum işte. Aradığımı bulamıyorum ve bazen çok ağırlaşıyor ama ne yapabilirim ki di mi :) . Tokamı çantamın biryerlerine koyduğumu biliyorum ama bulamadım!
- Bence tofitaları daha ekşi yapsınlar. Fazla meyve yemeyen biri olarak meyveli ekşi şeyleri seviyorum :) Mesela erik pestili.. mmm yakında.
- Bitirmem gereken işe başlasam mı ? Konsantre olmama engel tüm ekranları kapatıp başlamalıyım...
- Neden saatimi takmıyorum ki ? Saatimi çantamda taşımam ilginç bir durum kabul ediyorum.
- Biraz su içeyim. Günde minimum 2 litre su içmeliyim.. meli malı..
- Twitter.
- Bir de karşımda Calcium tablet duruyor. Arasıra içerim belki diye...
- Çalışmak için az vaktim kaldı.. Blogger elveda.
- Akşam dışarı çıkmak için enerjim yok ama planım var.
Pin It
- Büyük çanta kullanmak anlamsız ama seviyorum işte. Aradığımı bulamıyorum ve bazen çok ağırlaşıyor ama ne yapabilirim ki di mi :) . Tokamı çantamın biryerlerine koyduğumu biliyorum ama bulamadım!
- Bence tofitaları daha ekşi yapsınlar. Fazla meyve yemeyen biri olarak meyveli ekşi şeyleri seviyorum :) Mesela erik pestili.. mmm yakında.
- Bitirmem gereken işe başlasam mı ? Konsantre olmama engel tüm ekranları kapatıp başlamalıyım...
- Neden saatimi takmıyorum ki ? Saatimi çantamda taşımam ilginç bir durum kabul ediyorum.
- Biraz su içeyim. Günde minimum 2 litre su içmeliyim.. meli malı..
- Twitter.
- Bir de karşımda Calcium tablet duruyor. Arasıra içerim belki diye...
- Çalışmak için az vaktim kaldı.. Blogger elveda.
- Akşam dışarı çıkmak için enerjim yok ama planım var.
5 Ağustos 2009 Çarşamba
Venedik - Floransa araba ile yolculuk
Venedikteki iki günümüzden sonra Floransa'ya doğru yola çıktık. Venedik - Floransa arasında paralı otoban var. Otoban ücreti 15 euro.
Araba kiralama sürecimizin başarıyla tamamlanmasının ardından, Venedik havaalanından, minik ama güvenli arabamızı aldık.
İtalya hakkındaki her site ve her kitap İtalya'da araba kullanmanın zorluklarından bahseder. Bana kalırsa italya'da, büyük şehirlerde trafik, İstanbul gibi. Şöforler de Türk gibi ama italyan ve tabi bazı farklı kurallar var.
Ben gitmeden önce, yeterince İtalya da araba kullanmanın zorluklarını okuduğum için pek araba kullanmaya cesaret edemedim. (Ki 97 den beri araba kullanırım. ;) ) Neyse ki eşim vardı ve o İtalya fln demeden her yere bizi götürdü. Biriki kere biriki İtalyan trafikte bize bağırmış olabilir ama italyanca bilmediğimiz için hiçç takmadık :) Veeee GPS imiz olmamasına rağmen hiç kaybolmadık.
Biz uyarılara rağmen GPS kiralamadık. Çünkü araba ile birlikte GPS kiralamak günlük 15 euro civarı tutuyor. Artı bir de one way gidiyorsanız üstüne 60 euro daha veriyorsunuz. Tabi eğer o sırada ellerinde GPS leri varsa.
İtalya da araba kullanırken, GPS iniz varsa bile şehir içinde dolaşmak problemli olacaktır. Çünkü en azından Floransa, Siena ve Roma da sınırlı alanlar (limited zone) var. Bu bölgelerde araba kullanmak için özel izniniz olması gerekiyor. Ne yazıkki GPS ya da Google map bunu bilmiyor. Eğer oteliniz sınırlı alan içerisindeyse, oteller size bu özel izini sağlıyormuş. Ama ben buna da çok güvenmeyin derim. Çünkü otele gittiğinizde "yok biz sağlamıyoruz" diyebiliyorlar.
Eğer GPS iniz yoksa eşime başvurun :) o size detaylı ve süper düzenli, sayfalarca haritalar hazırlayacaktır. Ve hiiç kaybolmayacaksınız..
Venedikten italya haritası almıştık ama sadece bu harita bizim için yeterli olmadı.
Eşimin Google Map ten edindiği ve düzenlediği büyük ölçekli haritalarımız bizi çok mutlu etti. Özellikle şehirlere giriş çıkışların ve otellere gidiş gelişlerin detaylı çıktılarını almıştık. Ve çok işimize yaradı.
Pin It
Araba kiralama sürecimizin başarıyla tamamlanmasının ardından, Venedik havaalanından, minik ama güvenli arabamızı aldık.
İtalya hakkındaki her site ve her kitap İtalya'da araba kullanmanın zorluklarından bahseder. Bana kalırsa italya'da, büyük şehirlerde trafik, İstanbul gibi. Şöforler de Türk gibi ama italyan ve tabi bazı farklı kurallar var.
Ben gitmeden önce, yeterince İtalya da araba kullanmanın zorluklarını okuduğum için pek araba kullanmaya cesaret edemedim. (Ki 97 den beri araba kullanırım. ;) ) Neyse ki eşim vardı ve o İtalya fln demeden her yere bizi götürdü. Biriki kere biriki İtalyan trafikte bize bağırmış olabilir ama italyanca bilmediğimiz için hiçç takmadık :) Veeee GPS imiz olmamasına rağmen hiç kaybolmadık.
Biz uyarılara rağmen GPS kiralamadık. Çünkü araba ile birlikte GPS kiralamak günlük 15 euro civarı tutuyor. Artı bir de one way gidiyorsanız üstüne 60 euro daha veriyorsunuz. Tabi eğer o sırada ellerinde GPS leri varsa.
İtalya da araba kullanırken, GPS iniz varsa bile şehir içinde dolaşmak problemli olacaktır. Çünkü en azından Floransa, Siena ve Roma da sınırlı alanlar (limited zone) var. Bu bölgelerde araba kullanmak için özel izniniz olması gerekiyor. Ne yazıkki GPS ya da Google map bunu bilmiyor. Eğer oteliniz sınırlı alan içerisindeyse, oteller size bu özel izini sağlıyormuş. Ama ben buna da çok güvenmeyin derim. Çünkü otele gittiğinizde "yok biz sağlamıyoruz" diyebiliyorlar.
Eğer GPS iniz yoksa eşime başvurun :) o size detaylı ve süper düzenli, sayfalarca haritalar hazırlayacaktır. Ve hiiç kaybolmayacaksınız..
Venedikten italya haritası almıştık ama sadece bu harita bizim için yeterli olmadı.
Eşimin Google Map ten edindiği ve düzenlediği büyük ölçekli haritalarımız bizi çok mutlu etti. Özellikle şehirlere giriş çıkışların ve otellere gidiş gelişlerin detaylı çıktılarını almıştık. Ve çok işimize yaradı.
100. maymunun hikayesi
Pasifik Okyanusu'nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor. 1952'de Koshima Adası'nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar. Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo'nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.
1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor. Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor! Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor. Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor. Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası... "Yüzüncü Maymun Fenomeni", Duke Üniversitesi'nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların... Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. "Yüzüncü Maymun" belki de sizsiniz.
Ken Keyes Jr.
Çeviri: Nil Gün
Pin It
1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor. Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor! Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor. Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor. Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası... "Yüzüncü Maymun Fenomeni", Duke Üniversitesi'nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların... Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. "Yüzüncü Maymun" belki de sizsiniz.
Ken Keyes Jr.
Çeviri: Nil Gün
4 Ağustos 2009 Salı
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Hayatın Kaynağı

(Resim Ayn Rand resmi sitesinden.)
Ayn Rand'ın Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) kitabını okuyorum. Çok güzel. Kendi olmak ve bunu tüm doğallığıyla yapmak üzerine bir kitap. Kendi seçimlerini yapan, bunlara saygı duyan ve seçimleri karşısında toplumun tepkisini göze alan bir mimar ile; kendini bulamamış ve toplumda yer edinmeye çalışan bir başka mimarın hayatları anlatılıyor.
Ayn Rand bu kitabı 1943 te yazmış. Wiki ye göre 7 sene sürmüş yazması. Türkiye'de Plato Film Yayınlarından çıktı.
31 Temmuz 2009 Cuma
Venedik üzerine...
Eski bir defterimi karıştırırken tesadüf eseri Venedik ile ilgili izlenimlerimi yazdığım bir sayfayı gördüm. Tam da Eda'nın gezisinin üzerine ben de o zaman yazdığım birkaç cümleyi paylaşayım. 2004'te gitmiştim. Aynen günlük diliyle geçiriyorum.
Venedik harika bir şehir.
StMarco meydanı çok görkemli. En az bin tane güvercin var. Avrupa'nın salonu deniyormuş bu meydana. Müzik dinleniyor cafelerde. Kuyruklu piyanolar dışarda. Atmosfer etkileyici.
Çok çok dar sokaklar var. Evlerin koridorları kadar dar resmen.
Her tarafta cam eşyalar ve maskeler var.
Venedikte maskelerin kullanıldığı dönemde aşırı uçlara gitmiş halk, kaldırmışlar. Bunu düşünmek lazım.. Çok ilginç. Maske takıp herşeyi yapıyorlar gibi.. nasıl olsa kimse seni bilmiyor..
Yemek güzeldi, deniz mahsullü makarna, kum midyesi de karides de harikaydı..
Pin It
Venedik harika bir şehir.
StMarco meydanı çok görkemli. En az bin tane güvercin var. Avrupa'nın salonu deniyormuş bu meydana. Müzik dinleniyor cafelerde. Kuyruklu piyanolar dışarda. Atmosfer etkileyici.
Çok çok dar sokaklar var. Evlerin koridorları kadar dar resmen.
Her tarafta cam eşyalar ve maskeler var.
Venedikte maskelerin kullanıldığı dönemde aşırı uçlara gitmiş halk, kaldırmışlar. Bunu düşünmek lazım.. Çok ilginç. Maske takıp herşeyi yapıyorlar gibi.. nasıl olsa kimse seni bilmiyor..
Yemek güzeldi, deniz mahsullü makarna, kum midyesi de karides de harikaydı..
29 Temmuz 2009 Çarşamba
ALTINOVA

Altınova hakkında neler söylenebilir?
Çok güzel bir kasaba olduğunu söyleyemem ama pazarından kesinlikle bahsedebilirim! :) Bildiğimiz meyve sebze pazarı. Yaşlı ama çok dinç oldukları her hallerinden belli olan kadınların, erkeklerin, tarlalarından ekinlerini toplayıp gelip pazarda sattığı bir pazar. Çoğunlukla da kadınlar satıyor evet. Tipik bir Anadolu pazarı yani. Herşey çok taze, herşey çok ucuz. Köylerdeki genç kızlar en güzel kıyafetlerini giyip pazara gelmişler. Ama hepsinde de aynı kıyafetin başka başka renkleri var. :) Keşke fotoğraflayabilseydim, gerçekten çok özgündü. Parıl parıl kumaşlar orada modaymış herhalde, hepsinde değişik renklerde aynı kumaştan pantolonlar ve bluzlar vardı. Pazar yeri onlar için süslenip gezilmeye çıkılacak bir mekanmış. Her hafta böyle olurmuş. İnsanlara bakmaktan meyve sebzeleri görmedim bile :) Kalabalıklığıyla, gürültüsüyle, dejenere olmamış tam bir köy pazarıydı.
Altınova ayrıca hafif hafif esen rüzgarı sayesinde insanın sıcaktan hiç bunalmadığı bir yer, bir de güneşin batışı çok güzel oluyor...
28 Temmuz 2009 Salı
Doğal Kireç Çözücü
Çaydanlıktaki korkunç kireç lekelerinden kurtulmanın çok kolay bir yolunu buldum:
Çaydanlığın içini 1-1 ölçüyle sirke ve su karışımı ile doldurun. Sirkeli suyu çaydanlığın içinde 1 saat bekletin. Ardından suyu kaynatın ve dökün. Bütün kireç, suyla birlikte dökülüyor. Eğer hala direnen kireç parçaları kaldıysa, nemli bir bezi karbonata batırın ve kireçli yerleri ovun. İşiniz bittikten sonra, çaydanlığı bolca durulayın. Hatta bir kere tamamen doldurup, su kaynatıp, dökün.
İşte hem kolay, hem ucuz, hem de en önemlisi doğal bir kireç temizleme yöntemi.
(hafiftarif.com'dan)
Pin It
Çaydanlığın içini 1-1 ölçüyle sirke ve su karışımı ile doldurun. Sirkeli suyu çaydanlığın içinde 1 saat bekletin. Ardından suyu kaynatın ve dökün. Bütün kireç, suyla birlikte dökülüyor. Eğer hala direnen kireç parçaları kaldıysa, nemli bir bezi karbonata batırın ve kireçli yerleri ovun. İşiniz bittikten sonra, çaydanlığı bolca durulayın. Hatta bir kere tamamen doldurup, su kaynatıp, dökün.
İşte hem kolay, hem ucuz, hem de en önemlisi doğal bir kireç temizleme yöntemi.
(hafiftarif.com'dan)
İtalya - Venedik
İtalya ya gitmeden önce yaptığımız araştırmada turları bir kenara itip, kendimiz gitmeye karar verdik.. İlk durak Venedikti.
Venedik Marco Polo havaalanı oldukça küçük bir havaalanı. Bilmediğiniz bir ülkeye gittiğinizde varmak istediğiniz türden. Ana karada yer alıyor. Venedik su üzerine inşa edilmiş parça parça bir ada gibi. Ana kara ile arasında tren ve karayolu bağlantısı var.
Havaalanından önce 2 günlük sınırsız ulaşım için Venedik pass aldık. (Kişi başı 28 euro). Bu pass ile Venedik içindeki vaporetto lara ve otobüslere sınırsız binebiliyorsunuz.
Bir de bizi denizden Venedik e götürecek olan tekne için bilet aldık. (Kişi başı 13 euro) Alilaguna diye bir işletmeye ait olan bu teknelerle Venedik'e yaklaşık 20dk da gitmek mümkün. Sınırsız Venedik pass ne yazıkki bu tekne ile ulaşımı karşılamıyor. Ama deniz yoluyla Venedik'e geçmek yerine otobüsle pass inizi kullanarak da Venedik'e gidebilirsiniz. Yol otobüsle biraz daha uzun sürüyor.
Ayrıca 2 gün sonrası için araba kiralama rezervasyonu yaptırdık. Daha doğrusu yaptırdığımızı sandık ki daha sonra rezervasyonumuzun yapılmadığını öğrenecektik.
Otelimiz teknenin rotasındaki 3. durak olduğu için kanala girdikten kısa bir süre sonra indik.
İlk izlenim:
şaşkınlık
su su bol bol su :)
daracık renkli evler
suya inen merdivenler
köprüler
ve italyanca :)
Otelimiz bizi memnun etti. Yeri güzeldi, temiz ve ferahtı. Linkini daha sonra vericem.
Biz pek müzelerden hoşlanmadığımız için Venedik te müzeye gitmedik. Daracık sokaklarda dolaştık, köprülerden geçtik. San Marco meydanında yürüdük. Makarna, brushetta ve pizza yedik.. Şarap içtik. Şeftali likörü içtik. Maske dükkanlarında gezdik. Bol bol fotoğraf çektik.
Venedik çok etkileyici ve şaşırtıcı bir yer. Şehir, MS 400 lü yıllarda denize çakılmış kazıkların üzerine yapılmış. E tabi zamanla batıyormuş. O yüzden suya inen merdivenler var. ;)
2 gün bize Venedik için yeterli geldi. Belki daha zaman olsa çevre adalara gidilebilir. Venedik, Floransa ve Roma'ya göre en pahalı şehir. Market bulabiliyorsanız gidip su almanızı tavsiye ederim, çünkü su fiyatları şehirde çok çeşitli olabiliyor :).
Araba kiralama konusuna gelince... Biraz sıkıntılı oldu. İnternetten daha önce kiralamadığımız için havaalanında rezervasyon yaptırmak istedik. Arabayı Venedikten alacak Romaya bırakacaktık. Yaptırdık sandık. Ertesi gün Venedikteki EuropeCar ofisine gittiğimizde bize rezervasyonumuzun hatalı olduğunu söylediler. Tekrar rezervasyon yaptırdık. Son gün çantalarımızı da alıp EuropeCar dan arabayı almaya gittiğimizde rezervasyonumuzun olmadığını söylediler. (Tekrar !!!) Biz de biraz bağırıştan sonra otobüsle havaalanına gittik ve bu sefer AutoEurope tan kiraladık. AutoEurope'tan Venedik-Roma, basic insurance, Fiat Panda'yı 3 gün için 185 Euro ya kiraladık. (Not: Arabayı Roma da bir gün önce akşam Autoeurope otoparkına bıraktık. Türkiyeye döndüğümüzde 50 Euro ekstra çektiklerini farkettik. Yazışmalarımızda arabayı Roma'da bıraktığımız için fiyatın arttığını söylediler. Halbuki biz arabayı kiralarken bu şekilde kiralamıştık. Sonuç olarak biraz kazıklandık :) ama napalım olacak o kadar.... )
Pin It
Venedik Marco Polo havaalanı oldukça küçük bir havaalanı. Bilmediğiniz bir ülkeye gittiğinizde varmak istediğiniz türden. Ana karada yer alıyor. Venedik su üzerine inşa edilmiş parça parça bir ada gibi. Ana kara ile arasında tren ve karayolu bağlantısı var.
Havaalanından önce 2 günlük sınırsız ulaşım için Venedik pass aldık. (Kişi başı 28 euro). Bu pass ile Venedik içindeki vaporetto lara ve otobüslere sınırsız binebiliyorsunuz.
Bir de bizi denizden Venedik e götürecek olan tekne için bilet aldık. (Kişi başı 13 euro) Alilaguna diye bir işletmeye ait olan bu teknelerle Venedik'e yaklaşık 20dk da gitmek mümkün. Sınırsız Venedik pass ne yazıkki bu tekne ile ulaşımı karşılamıyor. Ama deniz yoluyla Venedik'e geçmek yerine otobüsle pass inizi kullanarak da Venedik'e gidebilirsiniz. Yol otobüsle biraz daha uzun sürüyor.
Ayrıca 2 gün sonrası için araba kiralama rezervasyonu yaptırdık. Daha doğrusu yaptırdığımızı sandık ki daha sonra rezervasyonumuzun yapılmadığını öğrenecektik.
Otelimiz teknenin rotasındaki 3. durak olduğu için kanala girdikten kısa bir süre sonra indik.
İlk izlenim:
şaşkınlık
su su bol bol su :)
daracık renkli evler
suya inen merdivenler
köprüler
ve italyanca :)
Otelimiz bizi memnun etti. Yeri güzeldi, temiz ve ferahtı. Linkini daha sonra vericem.
Biz pek müzelerden hoşlanmadığımız için Venedik te müzeye gitmedik. Daracık sokaklarda dolaştık, köprülerden geçtik. San Marco meydanında yürüdük. Makarna, brushetta ve pizza yedik.. Şarap içtik. Şeftali likörü içtik. Maske dükkanlarında gezdik. Bol bol fotoğraf çektik.
Venedik çok etkileyici ve şaşırtıcı bir yer. Şehir, MS 400 lü yıllarda denize çakılmış kazıkların üzerine yapılmış. E tabi zamanla batıyormuş. O yüzden suya inen merdivenler var. ;)
2 gün bize Venedik için yeterli geldi. Belki daha zaman olsa çevre adalara gidilebilir. Venedik, Floransa ve Roma'ya göre en pahalı şehir. Market bulabiliyorsanız gidip su almanızı tavsiye ederim, çünkü su fiyatları şehirde çok çeşitli olabiliyor :).
Araba kiralama konusuna gelince... Biraz sıkıntılı oldu. İnternetten daha önce kiralamadığımız için havaalanında rezervasyon yaptırmak istedik. Arabayı Venedikten alacak Romaya bırakacaktık. Yaptırdık sandık. Ertesi gün Venedikteki EuropeCar ofisine gittiğimizde bize rezervasyonumuzun hatalı olduğunu söylediler. Tekrar rezervasyon yaptırdık. Son gün çantalarımızı da alıp EuropeCar dan arabayı almaya gittiğimizde rezervasyonumuzun olmadığını söylediler. (Tekrar !!!) Biz de biraz bağırıştan sonra otobüsle havaalanına gittik ve bu sefer AutoEurope tan kiraladık. AutoEurope'tan Venedik-Roma, basic insurance, Fiat Panda'yı 3 gün için 185 Euro ya kiraladık. (Not: Arabayı Roma da bir gün önce akşam Autoeurope otoparkına bıraktık. Türkiyeye döndüğümüzde 50 Euro ekstra çektiklerini farkettik. Yazışmalarımızda arabayı Roma'da bıraktığımız için fiyatın arttığını söylediler. Halbuki biz arabayı kiralarken bu şekilde kiralamıştık. Sonuç olarak biraz kazıklandık :) ama napalım olacak o kadar.... )
27 Temmuz 2009 Pazartesi
Dünyanın En İyi Besinleri
Dünyaca tanınmış ekonomi dergisi Forbes, dünyanın en iyi besinleri listesini yayınladı.
Dünyanın değişik bölgelerindeki insanların değişik gıdalar tükettiklerini hatırlatan dergi, "Ama bütün insanlar için faydalı olan besinler de var" ifadesini kullandı.Yapılan listede dünyada her kültür ve coğrafyada yararlı olduğu belirilen "evrensel" besinler şöyle sıralandı:
1. Dutsu meyveler (dut, çilek, böğürtlen vb.)
Dutsu meyveler tatlı olmalarına rağmen düşük şeker oranlarıyla vücuda çok yararlılar. Kalori açısından düşükler. Hafızayı güçlendirip kansere karşı da birebirler.
2. Baklagiller (Fasulye, nohut, mercimek vb.)
Baklagiller ise lifli yapılarından dolayı diyet için çok faydalı. İnsanlara tokluk hissi verip fazla yemekten alıkoyuyor.
3. Taze süt ve süt ürünleri
Taze süt ve süt ürünleri ise protein sayesinde sağlık deposu işlevi görüyor. Kemikler, cildin tazelenmesi ve kansere karşı hücrelerin güçlenmesi açısından çok yararlı.
4. Sadece ot yiyerek beslenen hayvanların eti.
Kötü şöhretine rağmen etin ihmal edilmemesi gerekiyor. Etin içinde yer alan fosfor, demir ve bakır, A, D vitaminleriyle B vitamini bileşikleri beden için olmazsa olmaz besinler.
5. Kabuklu meyveler (fındık, ceviz vb.)
Kabuklu meyveler özelikle kalp sorunları çekenler için birebir. Kalp hastalıkları riskini düşürürler. Kolesterolü düşürmek için faydalılar.
Her kategorinin sağlık açısından en önemli özelliği ise şöyle sıralandı: Bu listenin dışında elma , yeşil çay, soğan, sarımsak ve her türlü yeşil sebze de tüketilmesi gereken faydalı besinler olarak sıralandı.
(Zaman gazetesi)
Pin It
Dünyanın değişik bölgelerindeki insanların değişik gıdalar tükettiklerini hatırlatan dergi, "Ama bütün insanlar için faydalı olan besinler de var" ifadesini kullandı.Yapılan listede dünyada her kültür ve coğrafyada yararlı olduğu belirilen "evrensel" besinler şöyle sıralandı:
1. Dutsu meyveler (dut, çilek, böğürtlen vb.)
Dutsu meyveler tatlı olmalarına rağmen düşük şeker oranlarıyla vücuda çok yararlılar. Kalori açısından düşükler. Hafızayı güçlendirip kansere karşı da birebirler.
2. Baklagiller (Fasulye, nohut, mercimek vb.)
Baklagiller ise lifli yapılarından dolayı diyet için çok faydalı. İnsanlara tokluk hissi verip fazla yemekten alıkoyuyor.
3. Taze süt ve süt ürünleri
Taze süt ve süt ürünleri ise protein sayesinde sağlık deposu işlevi görüyor. Kemikler, cildin tazelenmesi ve kansere karşı hücrelerin güçlenmesi açısından çok yararlı.
4. Sadece ot yiyerek beslenen hayvanların eti.
Kötü şöhretine rağmen etin ihmal edilmemesi gerekiyor. Etin içinde yer alan fosfor, demir ve bakır, A, D vitaminleriyle B vitamini bileşikleri beden için olmazsa olmaz besinler.
5. Kabuklu meyveler (fındık, ceviz vb.)
Kabuklu meyveler özelikle kalp sorunları çekenler için birebir. Kalp hastalıkları riskini düşürürler. Kolesterolü düşürmek için faydalılar.
Her kategorinin sağlık açısından en önemli özelliği ise şöyle sıralandı: Bu listenin dışında elma , yeşil çay, soğan, sarımsak ve her türlü yeşil sebze de tüketilmesi gereken faydalı besinler olarak sıralandı.
(Zaman gazetesi)
Hızlı kalori yakmak için
Aşağıdaki yazıyı Zaman gazetesinde okudum, hoşuma gitti. Zor şeyler söylemiyor ama kararlı olmak lazım.
Hızlı kalori yakmak için Neler yapılmalı?
1. Çalışmalar, spordan sonra yeşil çay içmenin yağ oksidasyonunu artırdığını, insülin hassasiyetini ve glukoz toleransını iyileştirerek şeker hastalığı oluşumunu engellediğini ve kalori yakımını hızlandırarak kilo vermede yardımcı olduğunu gösterdi.
2. Araştırmalar, C vitamininin de yağları yakmada faydalı olduğunu gösteriyor. Vücudun günlük C vitamini ihtiyacı en az 75 miligramdır. 1,5 greyfurtta ise sadece 44 mg C vitamini bulunuyor. C vitamini bakımından zengin olan meyvelerin çoğu, aynı zamanda yağları yakmada faydalı olan lif de içeriyor.
3. Kas geliştirme, metabolizmayı desteklemenin mükemmel bir yoludur. Ve daha fazla kasa sahip insanlar, daha fazla kalori yakıyor.
4. Stres, kas kaybını artırıyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor. Bu nedenle, tansiyonun arttığı durumlarda stresi azaltmak için spor yapabilirsiniz.
5. Dışarı çıkın. Çalışmalar, D vitamininin kilo vermede etkisi olduğunu kanıtladı. Bu nedenle, dışarı çıkıp biraz güneşlenin. Ancak, güneşten yeterince korunduğunuza emin olun.
6. Su içmek, metabolizmayı yavaşlatan dehidrasyonu önlüyor. Vücudu su kaybeden insanlar, açlıkla ile susuzluğu karıştırıyor ve gereksiz kalorilerden dolayı zararlı çıkıyor.
7. Gülümseyin. Bir fıkra anlatın. Kahkaha atmak, metabolizmanızı hızlandırır ve en az 10 kalori yakmanızı sağlar.
8. Yemek aralarında yenilen küçük atıştırmalıklar, yemek saatinde aşırı yemenizi önler. Ancak, atıştırmalıklarınızın sağlıklı olmasına dikkat etmelisiniz.
9. Gezin. Herhangi bir spor kulubüne üye olmasanız bile, günlük rutin içinde kalorilerinizden kurtulabilirsiniz. Ofiste oturarak çalışıyorsanız, asansör yerine merdivenleri kullanın. Merdiven tırmanma, diğer aktivitelerden yaklaşık 2 kat daha fazla kalori yakar. Eğer tüm gün oturuyorsanız, ayağa kalkın ve çevrede biraz gezin.
Pin It
Hızlı kalori yakmak için Neler yapılmalı?
1. Çalışmalar, spordan sonra yeşil çay içmenin yağ oksidasyonunu artırdığını, insülin hassasiyetini ve glukoz toleransını iyileştirerek şeker hastalığı oluşumunu engellediğini ve kalori yakımını hızlandırarak kilo vermede yardımcı olduğunu gösterdi.
2. Araştırmalar, C vitamininin de yağları yakmada faydalı olduğunu gösteriyor. Vücudun günlük C vitamini ihtiyacı en az 75 miligramdır. 1,5 greyfurtta ise sadece 44 mg C vitamini bulunuyor. C vitamini bakımından zengin olan meyvelerin çoğu, aynı zamanda yağları yakmada faydalı olan lif de içeriyor.
3. Kas geliştirme, metabolizmayı desteklemenin mükemmel bir yoludur. Ve daha fazla kasa sahip insanlar, daha fazla kalori yakıyor.
4. Stres, kas kaybını artırıyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor. Bu nedenle, tansiyonun arttığı durumlarda stresi azaltmak için spor yapabilirsiniz.
5. Dışarı çıkın. Çalışmalar, D vitamininin kilo vermede etkisi olduğunu kanıtladı. Bu nedenle, dışarı çıkıp biraz güneşlenin. Ancak, güneşten yeterince korunduğunuza emin olun.
6. Su içmek, metabolizmayı yavaşlatan dehidrasyonu önlüyor. Vücudu su kaybeden insanlar, açlıkla ile susuzluğu karıştırıyor ve gereksiz kalorilerden dolayı zararlı çıkıyor.
7. Gülümseyin. Bir fıkra anlatın. Kahkaha atmak, metabolizmanızı hızlandırır ve en az 10 kalori yakmanızı sağlar.
8. Yemek aralarında yenilen küçük atıştırmalıklar, yemek saatinde aşırı yemenizi önler. Ancak, atıştırmalıklarınızın sağlıklı olmasına dikkat etmelisiniz.
9. Gezin. Herhangi bir spor kulubüne üye olmasanız bile, günlük rutin içinde kalorilerinizden kurtulabilirsiniz. Ofiste oturarak çalışıyorsanız, asansör yerine merdivenleri kullanın. Merdiven tırmanma, diğer aktivitelerden yaklaşık 2 kat daha fazla kalori yakar. Eğer tüm gün oturuyorsanız, ayağa kalkın ve çevrede biraz gezin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)